Archive for Mayıs, 2012

Ben iş hayatıma başladığımda 22 yaşındaydım. Birlikte çalıştığım kişilerin bir kısmı benim yaşlarımda bir kısmı ise benden büyüktü, şimdi ise iş yaptığım kişiler arasında yaşlılar grubunda yer alıyorum.

Genç insanlara duyulan güvensizliğin her türlüsünü yaşadım.

Ben hayatım boyunca kendi işimi yaptığım için hep karşımda müşteri adayı şirketin patronu veya çalışanları bulundu. Bunların arasından genellikle çalışanlar (patronlar değil) bana zaman zaman kendilerinin büyük bir şirket olduklarını benim ise küçük bir şirketi temsil ettiğimi ve bu durumda onlara nasıl bir iş sürdürebilme garantisi vereceğimi sormuşlardır.

Yaptığım işin niteliğinden dolayı zaten şirketim çok sayıda insan çalıştıramazdı ama çoğunun gözünde ölçek buydu. Sanki ne kadar çok insan çalıştırıyor iseniz o kadar güvenilir oluyordunuz …

Benzer bir soruyu çok az patrondan ya duydum ya da duymadım. Sizce niçin ?

Bence iş kurmuş olan kişiler ile iş kurmamış kişiler arasında temel bir fark var.

İlk grup riskin ne olduğunu, yükselmek kadar dibe gitmenin de iş hayatında olabileceğini bildiği ve muhtemelen bir iki kez sendeleme yaşamış oldukları için başkasının halinden anlıyorlar. İkinci grup ise bu riskleri hiç göze almamış,  sorgulayarak kendi sorumluluğunu yerine getirmek isteyenlerden oluşuyor. Neyse konumuz bu değil …

Sonra yıllar geçti, arkama baktığımda yüzlerce şirket ile tanıştığımı, bazıları ile iş yaptığımı bazıları ile bir çok sebepten dolayı hiç bir işim olmadığını görüyorum.

Ama gördüğüm tek şey bu değil.

Çalıştıkları yeri ?büyük? şirket olarak tanıtan kişilerin artık orada olmadığını, hatta şirketlerinin bile ortada olmadığını görüyorum. Bir şekilde sürdürememişler grubuna katılıp tarih olmuşlar.

Dünya çapında yapılan incelemeler benim bu gözlemim ile aynı sonuçta birleşiyor. Okuduğum yazılarda şirketlerin çoğunluğu (% 1-2?si hariç) insanlar kadar bile yaşamadığı yazıyor, birinci nesilden ikincisine % 40?ı, üçüncüsüne ise % 4?ü geçebiliyormuş. Kısacası yaklaşık 50 yılı devirebilme ihtimali % 4, diğer bir deyimle % 96?sı yolda telef oluyor.

Etrafınıza bakıp kendinize şu 2 basit soruyu sorun lütfen.

1. Etrafımda 60 yaşını geçmiş kaç kişi var ?
2. 60 yıla ulaşmış kaç şirket tanıyorum ?

Muhtemelen siz de benim gibi ilkine ?çok sayıda? diyecek ikincisine ise 10 tane bile isim bulmakta güçlük çekeceksiniz (dünyanın en ünlü 10 firmasını bu işe katmayın lütfen, onlar milyonlarca şirketin arasından süzülüp gelmiş bir azınlık grubu).

Demek ki neymiş ?

İnsanlar şirketlerden daha uzun yaşarmış, bir daha kendi adına çalışan insanlara ?bizim şirket büyük şirket? demeniz gerekirse bu gerçek aklınızda bulunsun.

Peki niçin sürmediler, niçin sürdürülemediler ?

Kendi isteği ile şirketini kapatıp huzur içinde emekli olanları bir kenara bırakırsak geriye kalanların başına şunlar gelmiş olabilir.

1. Şirketini başkasına satmış, şirket yeni bir yönetim ile devam ediyor olabilir (bu durum sürdüğü anlamına gelir).

2. Daha büyük bir grup şirketi alıp kendisine entegre etmiş olabilir.

3. Şirket güç duruma düşmüş (çok sayıda sebebi olabilir) ve kendisini sonlandırmıştır.

Şirketin sürebilmesi için ya satın alınmaya değer bir durumunun olması ya da nesil değişimi / stratejik ortaklık şeklinde bir metod ile devam edilmesi gerekir, çünkü insanlar yaşlanır, şirketin kurucusu veya sahibi yaşlandığında bunlardan biri yapılmalıdır.

Şimdi ortaya iki soru çıkıyor :

1. Bir şirketin nesi para eder, bir şirket niçin satın alınmak istenir (arsası için gibi sebepler dışında birşeyler bulmanızı rica ediyorum …) ?

2. Satılmayacak ise arkadan gelen nesil şirketin yönetimini nasıl devralabilir, nasıl bir sisteme sahip şirketlerde bu başarılabilir ?

Yorumlarınızı bekliyorum …

Ben iş hayatıma başladığımda 22 yaşındaydım. Birlikte çalıştığım kişilerin bir kısmı benim yaşlarımda bir kısmı ise benden büyüktü, şimdi ise iş yaptığım kişiler arasında yaşlılar grubunda yer alıyorum.

Genç insanlara duyulan güvensizliğin her türlüsünü yaşadım.

Ben hayatım boyunca kendi işimi yaptığım için hep karşımda müşteri adayı şirketin patronu veya çalışanları bulundu. Bunların arasından genellikle çalışanlar (patronlar değil) bana zaman zaman kendilerinin büyük bir şirket olduklarını benim ise küçük bir şirketi temsil ettiğimi ve bu durumda onlara nasıl bir iş sürdürebilme garantisi vereceğimi sormuşlardır.

Yaptığım işin niteliğinden dolayı zaten şirketim çok sayıda insan çalıştıramazdı ama çoğunun gözünde ölçek buydu. Sanki ne kadar çok insan çalıştırıyor iseniz o kadar güvenilir oluyordunuz …

Benzer bir soruyu çok az patrondan ya duydum ya da duymadım. Sizce niçin ?
Bence iş kurmuş olan kişiler ile iş kurmamış kişiler arasında temel bir fark var.

İlk grup riskin ne olduğunu, yükselmek kadar dibe gitmenin de iş hayatında olabileceğini bildiği ve muhtemelen bir iki kez sendeleme yaşamış oldukları için başkasının halinden anlıyorlar. İkinci grup ise bu riskleri hiç göze almamış, sorgulayarak kendi sorumluluğunu yerine getirmek isteyenlerden oluşuyor. Neyse konumuz bu değil …

Sonra yıllar geçti, arkama baktığımda yüzlerce şirket ile tanıştığımı, bazıları ile iş yaptığımı bazıları ile bir çok sebepten dolayı hiç bir işim olmadığını görüyorum.

Ama gördüğüm tek şey bu değil.

Çalıştıkları yeri ?büyük? şirket olarak tanıtan kişilerin artık orada olmadığını, hatta şirketlerinin bile ortada olmadığını görüyorum. Bir şekilde sürdürememişler grubuna katılıp tarih olmuşlar.

Dünya çapında yapılan incelemeler benim bu gözlemim ile aynı sonuçta birleşiyor. Okuduğum yazılarda şirketlerin çoğunluğu (% 1-2?si hariç) insanlar kadar bile yaşamadığı yazıyor, birinci nesilden ikincisine % 40?ı, üçüncüsüne ise % 4?ü geçebiliyormuş. Kısacası yaklaşık 50 yılı devirebilme ihtimali % 4, diğer bir deyimle % 96?sı yolda telef oluyor.

MRP – Malzeme İhtiyaç Planlaması Nasıl Çalışıyor

Bu seminer, üretim yapan firmalarda ERP veya MRP çalışması yapacak veya yapmakta olan ekiplere en temel bilgi olan MRP Yöntemini tüm boyutları ile  inceleme ve pratik yapma fırsatını vermektedir

Seminerin İçeriği

* ?A Class? MRP-II Performans Ölçekleri Nelerdir, Hedefimiz Nedir ?

* MRP?nin çıkış noktası nedir, Bağımlı Talep ile Bağımsız Talep, Sipariş Noktası Yöntemleri ile MRP arasındaki fark nedir

* Ana İmalat Planını (MPS) destekleyecek bir Malzeme İhtiyaç Planının adımları nelerdir

* Ana İmalat Planından ?Planlanmış Siparişlerin? yaratılması.

* MRP Tablosu ve elemanları nedir.

* Ürün Ağacı ve Planlanmış Siparişler kullanılarak Toplam İhtiyacın hesaplanması.

* MRP Tablosunun matematiği.

* Güvenlik Stoğu ve Parti Büyüklüğü ile MRP Tablosu

* MRP?nin sinirlenmesi (Nervousness MRP), nasıl sakinleştirilir

* MRP ve Satınalma İlişkisi

* MRP?nin 3 temel mesajı ve sonuçları

Kullanılan Kaynaklar

Seminerin içeriği hazırlanırken hem çok sayıda uluslararası kaynak hem de saha tecrübesi kullanılmıştır.

MRP-II?ye ilişkin ?klasik? kısım genel olarak Orlicky tarafından belirlenen orjinal kurguya dayanmaktadır. Bu sayede katılımcıların kullandıkları veya kullanacakları yazılım ne olursa olsun MRP-II?nin ortak lisanı ile tanışmaları sağlanmaktadır.

Seminerde kullanılan tanımlar için APICS Dictionary kullanılmıştır.

Bu seminer hazırlanırken faydalanılan kaynakların listesi aşağıdadır :

- APICS Study Notes for Material and Capacity Requirements Planning
- APICS Study Notes for Master Planning
- MRP / Terry Lunn
- Case Studies In Material Requirements Planning
- Manufacturing for Survival ? The How to Guide for Practitioners and
Managers
- Production and Inventory Management in the Computer Age/Oliver W.
Wight
- Bill of Materials / R.D. Garwood
- Capacity Management / John H. Blackstone
- APICS Dictionary

Kimler Katılmalı

ERP / MRP uygulama grup üyeleri, satınalma, planlama ve üretim yöneticileri, üretim ekip liderleri ve operatörleri, maliyet muhasebesi, mühendislik ve kalite bölümü çalışanları.

Sertifika Semineri düzenleyen kurum tarafından sertifika verilmektedir.
—————————————————————————————-

Kurum içi eğitim almak isterseniz aşağıda bulunan teklif isteme formunu doldurunuz …

Kurumsal Eğitim Talep Formu



İsminiz

E-Posta adresiniz

Firmanızın İsmi

Telefonunuz

Size Nasıl Yardımcı Olabilirim

Adresiniz

—————————————————————————————-

Danışman fikri ve bilgisi olduğu konuda kendisine akıl sorulan kişidir. Gördüğünüz gibi tanımı oldukça basit.

Diğer yandan danışmanlığın beyhude bir iş olduğunu anlatan çok sayıda espri veya fıkra vardır. Ben de geçenlerde bunlardan bir tanesine takıldım, hani “danışman müşterisi saati sorduğunda müşterisinin kolunda bulunan saate bakıp ona saati söyleyen kişidir” tanımlamasına …

Bu espiriyi bir sefer değil çok sayıda duymuş birisiyim ancak ben de duyunca diğerleri gibi gülüp geçerdim. Geçen gün yolda giderken niçin aklıma geldiğini bilmiyorum ama aklıma bazı sorular geldi. Şimdi bunu sizinle paylaşmak istiyorum.

Madem müşterinin kolunda saat var o zaman niçin danışmana saati soruyor ?

Danışmanın müşteriye ait olan saate bakarak cevap vermesinde ne gariplik var ?

Bu hikayede komik olan danışmanın yaptığı iş mi yoksa müşterinin sorusu mu?

Bu saat hikayesinden sonra ekşi sözlüğe “consultant” için baktım ve bence de çok doğru bir tanım buldum.

“Hangi konuda uzmanlaşmış olursa olsun, her konudan soruların muhattabı olabilen insan.”

Bundan belki 1 yıl önce “Gençler İçin El Feneri” isimli bir yazı yazmıştım (yazı için tıklayınız >>>). O yazıyı yazarken daha çok okul hayatlarını tamamlamak üzere olanları düşünmüş, genç endüstri mühendisleri için özel bir bölüm eklemiştim (ben de endüstri mühendisiyim).

Bugün ise biraz daha geniş bir grubu düşünerek bazı konulara değinmek istiyorum. Bu yazıda son üç yıl içinde verdiğim yaklaşık 150 seminer, katıldığım onlarca toplantı ve analizine katkıda bulunduğum iş problemlerinin izlerini bulabilirsiniz.

Bence güçlü aile desteği dışında herkes kendi kariyerini kendisi oluşturur. Güçlü aile desteği “konjonktür” olarak değerlendirilebilir (elbette onu kullanmak için becerilere sahip olmalısınız).  Örneğin benim ailem çok zengin veya çok güçlü ilişkilere sahip olsun ve ben de ortalama bir insan olayım. Bana denk başka bir ortalama insandan muhtemelen daha başarılı gözükeceğim. Başarılı olurum olmam ama daha önde görünme ihtimalim oldukça yüksek. Bu nedenle konjonktür faktörünü bir kenara bırakıyorum.

Profesyonel hayatta farklı beklentileri olan insanlar ile tanıştım, bazısı yerinden memnun ve öyle kalmak istiyordu bazısı ise ilerlemek. İş hayatında yerinde durabilmeniz için bile bir miktar ilerlemeniz gerekir, onun için gözler hep açık olmalı ama olamıyor maalesef.

Kariyerinizde ilerlemek için geleceğe yatırım yapmalısınız …

Bunu bizde biliyoruz, sen bize daha kolay bir yolu yok mu onu söyle … dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ben bu cümleyi içinden geçirenlerin çoğunluğunun  bunu bildiğini veya içinde hissettiğini düşünmüyorum.

Ne demek geleceğe yatırım yapmak ?

Kimin için diye bakalım isterseniz önce.

Örneğin bir ana baba çocuklarının olabilecek en iyi eğitimi almalarını sağlayarak geleceğe yatırım yaptıklarını düşünür. Başka bir aile ise çocuğunun okul eğitiminin yanında hayat eğitimine de dikkat eder, bazıları ne ona ne buna dikkat etmez. Ama sorarsanız hepsi ellerinden geleni yapmışlardır.

Örneğin 20-30 arası bir yaşta olun.

- Anne veya babanız kendi gelecekleri için son 1 ay içinde ne yaptılar, yoksa bir yaştan sonra böyle bir şey olamaz mı ?

- Peki siz ne yaptınız, son 1 ay içinde okulunuzda neyi başardınız, iş hayatında hangi problemin çözümünde başkalarına yardımcı oldunuz ?

- İçinde bulunduğunuz proje başka bir projenin önüne geçebildi mi ?

- Bundan 1 sene sonrasında ihtiyaç duyabileceğiniz bir yetkinlik için bugünden çalışmaya başladınız mı ?

- Haftaya yapılacak olan toplantı için hazırlamanız gerekenleri herkesten daha iyi hazırladınız mı ?

- Vaktinizin en azından % 30′unu bugün değil ama yarın gerekli olabilecek bir konu için kullanıyor, gerekirse bunun için fedakarlık yapıyor musunuz ?

- Grup çalışmalarında itiraz ederek zekanızı mı gösteriyorsunuz yoksa grubun takıldığı noktayı aşabilmesi için insiyatif alarak öneriler geliştiriyor musunuz?

Bu tip soruları düşünürken bir başkasından yardım almanız, başkalarının sizi bu sorular ışığında nasıl gördüğünü anlamaya çalışmanız çok yararlı olacaktır, ne de olsa insan kendisine karşı çok tarafsız olamıyor. Benim annem hep “akılları pazara çıkarmışlar herkes kendi aklını satın almış” derdi.

Aslında bu işin teknik bir ismi de var “kişisel swot”. Bu sayede kendinizi daha objektif görmüş olursunuz.

Çok çalışmak ile kariyer geliştirmek aynı şeyler değildir

Çok çalışıyor olabilirsiniz ama bu ilerlemenizi sağlamayabilir. Bazı iş ortamlarında işini çok iyi yapan insanlar hiç ilerlemeyebilir çünkü orada o işi daha iyi yapabilecek başkası yoktur. Ne kadar basit değil mi ? Peki daha az iyi yapmak bir çözüm olabilir mi ? Bence kovulma sebebi olur onun için denemeyin. Peki ne yapacağız ?

Kariyerinizin gelişebilmesi için yönetebilmeyi öğrenmelisiniz. Bunun yolu önerilere açık, öğrenen, risk alabilen ve iş delege edebilen bir insan olabilmenizden geçiyor. Eğer bunların yerine söylenen şeyi en iyi yapan olmayı seçerseniz bence ilerlemeniz mümkün olmaz, çevresi ile düzgün ilişki kuramayan, çevresinde bulunan insanları geliştirmeyen, etrafında olanları çalıştığı işin hedefleri ile birlikte düşünerek aksiyon alma insiyatifini alamayan bir kişinin ilerlemesi tamamen tesadüftür.

Örneğin şirketinizin “rekabet parametrelerini” ve “pazar gerçeğini” bilmiyor ve aklınız “kapalı” ise muhtelif fırsat veya tehdit senaryolarına karşı “ama biz öyle yapmıyoruz zaten” gibi garip bir savunma üretirsiniz. Bu duruma da yine kendi ailemden bir öğüt ile cevap vermek istiyorum. Benim dayım sinema işindeydi, bana muhtemelen 4-5 yaşımda söylediği bir cümleyi hep hatırladım, “Cengiz, bütün filmleri kendi mantığı içinde seyretmelisin, saçma film diye bir şey yoktur !”.

Benim önerim iş problemlerine yaklaşırken kendi kusurunuzu örtecek bahaneler yerine “ne oluyor burada, ben bu durumdan kendime ne pay çıkartabilirim” diye düşünmektir. Düşünen düşünür, düşünmeyen düşünmez …

Kariyer konusu sadece gençler için değildir

Ben 50 yaşımı geçtim, çevremdekilerin büyük bir kısmı 40 – 60 aralığında, bir kısmımız olayı seyrine bırakmış bir kısmımız ise kariyerlerine yeni ayrıntılar eklemeye devam ediyor. Bence bu yaşlarda bulunanlar eğer isterler ise 25-35 aralığında bulunan gençlere göre çok daha oturaklı adımlar atabilirler.

Benim yaşlarımın çok tehlikeli bir özelliği var. Eğer profesyonel olarak çalışırken işinizi istemeden kaybederseniz yenisini bulmanız çok güç oluyor. Buna hazırlıklı olanlar köşelerine çekilebiliyor ama olmayanlar için hayat bir anda güçleşiyor. İşte bu yüzden 40′lı yaşları geçmeye başlayan kişilere vitesi yükselterek devam etmelerini, kariyerlerini gözden geçirip gerekli ayarlamaları yapmalarını şiddetle öneriyorum. Çalışmaya devam etmek zorunda iseniz melekelerinizi (yetkinlik) arttırmalı bazı konularda genç rakiplerinizin önüne geçmelisiniz. Bunun için iş hayatının değişen durumunu gerçekten anlamak (kahve sohbetlerinde kullanılan magazin başlıkları değil), kendi mesleğiniz ile ilgili konularda tazelenmeyi, bilgi sistemlerini anlamayı ve kullanmayı mutlaka planlamalısınız.

Bundan yıllar önce bir muhasebe müdürü bana “Bir şey sormak istiyorum, bizim programcı bana dedi ki MRP programı gelince artık mahsup fişlerini ben değil o yazacakmış, biz fiş yazmayacakmışız, muhasebeyi kim yapacak, bunlar doğru mu ?” … Ben kısaca sizin programcı konudan bihaber bir arkadaş galiba sen kalbini ferah tut dedim …

Ancak bu endişeyi taşımak yerine konuyu anlamaya çalışmalı ve o programcıya sen diyorsun arkadaş o iş senin dediğin gibi değil şöyle şöyle yapılacak demeliydi … Ancak o zaman kendisini geliştirerek şirketinin çıkarlarını korumuş olurdu.

Pozitif veya negatif olmak hakkında …

Hangisi daha ilginç :

1. Yarın deprem olacak

2. Yarın hava güneşli olacak

veya

1. Ekonomi çok kötü, 1 hafta içinde bankalar iflas edebilir, herşeyinizi kaybedebilirsiniz.

2. Ekonomi yolunda, yatırımlar artıyor, işsizlik azalıyor.

Negatif söylem medya ve insanlar tarafından daha hızlı algılanır ve çoğunlukla daha fazla ilgi uyandırır (ben bu tip söylemleri duyduğum zaman ya kanal değiştiriyorum ya da anlatılanlar ile hiç ama hiç ilgilenmiyorum, “Biz burada sadece mutluluk ve zenginlik hakkında konuşuruz, eğer hüzünlü ve karamsar bir hikayeniz var ise onu duymak istemeyiz” sözüne uygun davranmaya çalışıyorum, tavsiye ederim …). Aynı zamanda negatif söylemin insanı daha entellektüel gösterdiğine inanılır, sorunların farkında olan ve onu ortaya koyan insanlar başka ne olabilir ki !

Bence zor olan pozitif fikri geliştirmek ve çözüme ilerlemektir. Hayır, olmaz, bizim burada çalışmaz, denemiştik olmamıştı, sen nereden bilebilirsin ki, biz yıllarımızı bu ise verdik müsaade et bilelim … gibi cümleler ne söyleyene ne dinleyene para, iş, imkan kazandırmaz. Şu soruya cevap üretilmelidir > Şimdi ne yapacağız, başarılı olmak için hangi aksiyonları gerçekleştirmeliyiz ?

Negatif söylem tutturmak çok kolaydır, eğer siz bu yolu izliyorsanız kolayı tercih etmişsiniz demektir ve bu size bir şey kazandırmayacaktır.

Diyebilirsiniz ki birisinin şeytanın avukatlığını yapması gerekmez mi ? Evet gerekir ama şeytanın avukatlığını yapmak analiz yapmak ve kötü ihtimallere karşı aksiyon planı üretmek demektir. Kısacası olası bir negatif duruma karşı strateji geliştirmek şeklinde yapılmalıdır.

Gençleri anlıyorum ama bazılarına katılmıyorum …

Kim en az enerjiyi harcayarak (hatta hiç harcamadan) en yüksek hız, başarı, para, şöhret istemez, var mı aramızda öyle birisi ? Bu durumu en güzel Bülent Ersoy’un bir sözü olan “fevkaladenin fevkinde” ile tarif edebiliriz.

Gençleri 3 bölüme ayırabiliriz …

- Daha çok çalışmalıyım, kendimi geliştirerek ilerleyebilirim

- Şimdi hangi tuşa basacağım

- Girişimciyim ben

Daha çok çalışarak ilerlemek isteyenler herhalde her ailenin takdir edeceği çocuklar olacaktır. Ama bunun için diplomaları üst üste koyma yöntemine çok katılmıyorum, bir noktadan sonra dışarıda sürmekte olan hayatın içine katıldıktan sonra istenilen sayıda diploma almanın bir sakıncası olmaz ama önce diplomaları alıp sonra kapıdan dışarı çıkmak istemek bence olayı geciktirmek demektir. Ne de olsa öğrencilik gibisi yoktur.

Diğer yandan hangi tuşa basıp iş yapabileceğini sorgulayan arkadaşlara  “bir yerde bir şey yapmanın ne kadar kolay olduğunu düşünüyorsunuz” diye sormak istiyorum. Önerim ise okudukları konu ne olursa olsun gidip geçici bir işte, mesela bir fast food restoranında, bir turizm şirketinde, bir bankanın satış veya ön büro kısmında, bir dükkanda, bir şantiyede (hangi konuya merakları var ise)  bir süre çalışmalarıdır. Şimdi diyeceksiniz ki ne alakası var … Okunulan iki satır kitap ile bir anda bir kaç tuşa basarak başarılı olunamayacağını ne kadar erken öğrenirlerse o kadar iyi olur diye düşündüğüm için bu öneride bulunuyorum, karar basacağı tuşu arayanların, yıllarca basacağınız tuşu bulamayabilirsiniz.

Girişimcileri hep sevmişimdir, elbette risk alıp çalışanları. Ailesinin parasını kullanıp, tembellikleri ile bunu kaybedenleri değil. Girişimciler bir süre alçaktan sürünmeyi (ailelerinin durumu ne olursa olsun) öngörmeli, yılmamalı, bozguna uğradıklarında tecrübeli birisine gidip morallerini tekrar şarj ederek devam etmelidir. İlk problemde geriye dönüyor iseniz, gidilecek yol kalmadığını düşünüyor iseniz hemen yaptığınız işi bırakın çünkü bir girişimci böyle davranmaz ve girişimci ruha sahip değilseniz sakın zaman kaybetmeyin.

Rastladığım diğer bir durum konuları aslında öğrenmemiş, öğrenmek için bir çaba göstermeyen ve özelliklerini bir yerde başarılı olabilmek için yeterli görenler. Bu asla olmaz, olacağına inanıyorsanız gidin milli piyango bileti alın ve şansınızı katlayın. Niçin bu insanlar bilmediklerini anlamıyor ve üzerine gitmiyor ? Çünkü kolay olan bu, belki böyle de olur diyorlar; anlıyorum ama katılmıyorum.

Gençler için tavsiyem : İş hayatınızın başında hangi “size göre vasıfsız” işte çalıştığınızın bir önemi yoktur, öğrenerek devam etmenizin önemi vardır. Size hayatı ve  insanları öğretmeyecek işlerde vakit kaybetmeyin, eğer işleri zorlanmadan yapmaya başladı iseniz bir sonraki adıma nasıl geçerim diye düşünün ve çalışın. Bir vida ancak biraz zorlanarak yuvasına girer ise tutar ve sağlam durur.

Yorumlarınızı bekliyorum …

Diğer benzer yazılarım :

İşinizde ilerlemek, terfi etmek için ne yapmalısınız ?

Kariyerini geliştirmek isteyen kişilere 5 öneri

Her yaştaki insan için 1 aylık kişisel gelişim planı

Gençler için el feneri

Patronunuzun sizden beklediği 3 şey nedir ?

Kendi işini kurmak isteyen girişimciler için …

ergo_Hiroyuki Hirano

Not : Yapacağınız 5S veya iyileştirme çalışmasında bu noktaları dikkate almanız işinizi kolaylaştıracaktır.

Üretim içinde çalışan insanların hareketleri yeniden düzenlenerek hem verimlilik hem de güvenlik arttırılabilir. İnsan hareketlerin içindeki gereksizleri bulup ayıklamaya en büyüğünden başlamak en doğrusudur, bunlar kol, ayak ve gövde hareketleridir.

Bunun için Hiroyuki Hirano tarafından hazırlanmış olan 17 kural izlenebilir.

İnsan vücuduna ait kurallar

1    Başlatma ve durdurma hareketlerinde her iki el uyum içinde olmalıdır
2    Kol hareketleri eş zamanlı ve simetrik olmalıdır (yüzme gibi)
3    Ayak ve gövde hareketleri minimum olmalıdır
4    Kas gücü yerine yerçekimi kullanılmalıdır
5    Zigzag veya keskin dönüşlü hareketlerden sakınılmalıdır
6    Hareketler bir ritim içinde olmalıdır, herkes kendi ritmini geliştirmelidir
7    Dik duruş ve akıcı hareketler olmalıdır, eğilerek veya uzanarak çalışma yapılmamalıdır
8    Çalışma esnasında ayakda kullanılmalıdır, örneğin ayak ile kontrol edilen pedallar düşünülebilir.

Çalışma ortamının yerleşimine ait kurallar

9    Gerekli olan malzeme ve ekipman işi yapana yakın ve önünde olmalıdır
10    Malzeme ve ekipmanlar kullanım sırası ile yerleşmiş olmalıdır. Bunun için bir 5S çalışmasının yapılmış olması ve her seferinde sadece gerekenlerin çalışma ortamına getirilmesi ile mümkündür.
11    Malzemenin hareketi için ucuz enerji / güç kaynakları kullanılmalıdır
12    Çalışma masa ve ekipmanlar operatörün boyuna uygun yükseklikte olmalıdır
13    Çalışma ortamı konforlu olmalıdır

Bağlantı ekipmanları, araçlar ve makinalar

14    Açma ? kapama anahtarları elleri serbest bırakacak şekilde ayak ile yapılmalıdır
15    Ekipman çeşitliliği azaltılmalıdır
16    Bütün malzeme ve parçalar kolay ulaşılabilir, göğüs seviyesinin altında bulunmalıdır
17    Bütün kol ve anahtarlar gövde hareketi yapmadan ulaşılabilir olmalıdır


maliyetin_azaltilmasi
.

 

Bugün kuracağınız maliyet sisteminin hem temelinde kullanılan teknikler hem de ERP içinde bulunan uygulama pratikleri amacınıza uygun tasarlanmalı.

Bu seminerde başarılı maliyet sisteminin sahip olması gereken detayları ve bunların ERP sistemi içinde nasıl gerçekleştirilebileceğini izleyeceksiniz. Fiili ve Standart Maliyet, Hedef ve Kaizen Maliyet Yaklaşımları, Varyans Analizinin Kullanımı inceleyeceğimiz teknikler olacaktır.

İki ayrı Kavramsal Tasarım var

Bir tanesi ERP uygulamacılarının bahsetmeyi sevdiği Kavramsal Tasarım … Kısacası yumurta – tavuk ilişkisinin kurulmaya çalışıldığı düzen. Elbette bu yumurta – tavuk hikayesi iki yönlü olabileceği için bir de işin Yönetim Açısı var.

Bu seminerde ilgileneceğimiz tek konu “maliyeti nasıl hesaplamak” gerektiği değil bunun yanında “niçin ve hangi maksatla” hesaplanacağıdır.

Şirketinizin Kurumsal Karnesi içinde yer almış olması gereken bu konunun Stratejik Planınız içinde nerede durması gerektiği hakkında da düşünmüş olmanız sizin için iyi olacaktır.

Maliyeti hesaplanan bir sayı olmaktan çıkartıp yönetilen bir süreç olmasının sağlanması ile şirketiniz bir üst seviyeye doğru ilerleyecektir.

Bu seminere niçin katılmalısınız

Bu seminerde hem kavramsal hem de uygulama tekniklerinin doğru çalışabilmesi için nasıl bir alt yapı kurmanız gerektiğini, tekniklerin detaylarını ve farklı uygulamalarını izleyeceksiniz. Bu sayede işletmenizin maliyet sisteminin oluşumuna büyük katkıda bulunabilecek, çoğu kez çok uzun tartışmalara konu olan aşamaları kısa sürede aşabileceksiniz.

?Maliyet Sistemi?, kurumsal iş yapma düzeni içinde önemli bir odak noktasıdır. Bunun nedeni ?nerede ise tüm şirket faaliyetlerinin? bu sisteme dokunuyor veya bu sistem içinde iz bırakıyor olmasıdır. Diğer bir deyimle ?Maliyet Sistemi? kurarken bir çok problemli konuya girmek ve incelemek durumunda olacak ve bir dizi iyileştirme çalışmasına başlayabileceksiniz.

Seminer İçeriği

Kavramsal Tasarım ve İlkeler

Tanımlar
Değişken ve Sabit Maliyet
Tek konu maliyetin nasıl hesaplanacağı mı?
Yaşam Döngüsü Maliyetlendirme
Şirketlerin yaşam döngüsü ve maliyet tasarımının değişimi
Müşterinin Sesi (Voice of the Customer)
QFD ile analiz örneği
Hedef Maliyetlendirme (Target Costing)
KAIZEN Maliyetlendirme
Operasyonel iyileştirme ve maliyetin azaltılması
ERP Sistemi ve Hedefleriniz
ERP sistemi işlem örnekleri
Maliyetlendirme sistemi içinde hangi işlem nasıl değerlendirilmeli
(15 ayrı işlemin tartışılması ve katılımcıların yaşadığı problemlerin tartışılması)
Fiili Maliyet
Fiili Maliyet bilgi sisteminiz içinde nasıl ortaya çıkıyor
Hesaplama yöntemleri
Masraf dağıtımı ve anahtarların seçimi nasıl yapılabilir
4 farklı üretim biçiminin maliyetlendirilmesi
Standart Maliyet
Standart Maliyet için bilgi alt yapısı nasıl olmalıdır
Zaman ekseninde değişen fiyatların kullanımı
Farklı maliyet unsurlarının kullanımı
İşlemlerin / operasyonların dahil edilmesi
Müşteri Karlılık Yönetimi ve Balina Grafiği

Bir Yönetim Aracı : Varyans Analizi

- Miktarsal ve Tutarsal Varyans İzleme (Management By Exception)

Süre ve Uygulama

Bu seminerimizin süresi 2 gün. Özellikle şehir dışından katılacak olanların bir gün önce seminer yerinde olmalarını öneririm.

Seminer boyunca karşılıklı çalışma imkanı olacağı için tartışmak istediğiniz başlıklar için önceden hazırlık yapmış olmanız da yararlı olacaktır.

Kimler Katılmalı

Maliyetlendirme düzeninin kurulması, çalıştırılması ve denetlenmesi ile profesyonel seviyede ilgilenmek isteyenler,
Şirketlerinde ERP proje grubu içinde yar alan ve bu konu ile ilgili olanlar,
Maliyet muhasebesi yöneticisi ve/veya çalışanları,
Muhasebe bölümü yöneticisi ve/veya çalışanları,
Planlama grupları içinde maliyet ile ilgilenen kişiler

—————————————————————————————-

Kurum içi eğitim almak isterseniz aşağıda bulunan teklif isteme formunu doldurunuz …

 

 

Kurumsal Eğitim Talep Formu



İsminiz

E-Posta adresiniz

Firmanızın İsmi

Telefonunuz

Size Nasıl Yardımcı Olabilirim

Adresiniz

—————————————————————————————-

CRM, Customer Relationship Management – Müşteri İlişkileri Yönetimi, kısacası müşterini tanı, onunla onun için en uygun biçimde ilişki kur, isteklerini dinle, yapacaklarına bu bilgiler ışığında karar ver, onun ihtiyaçlarını biraz da beklentiyi aşarak cevaplayabilme yeteneğini geliştir, beklentiyi yükselt ve rakibini geride bırak.

Şimdi siz bir CRM alalım derseniz alacağınız şey nedir acaba !

Bence “müşterini tanı ona göre iş yap” kavramı insanlık tarihinden bile eskidir. Doğada var olan canlıların kendi besin zincirlerinde hayatlarını sürdürebilmek için hem avlarını hem de avcılarını tanımaları gerektiğini yıllardır belgesellerde seyretmiyor muyuz. Kuş önce ekmek çalıp balıklara atıyor sonra da ekmeği yemek için harekete geçen balıkları avlıyor … İşte size güzel bir tanıma ve ona göre hareket etme örneği …

Niçin CRM zaman zaman gündeme giriyor sonra çıkıyor … çünkü rekabet ve piyasalar zaman zaman sertleşiyor veya gevşiyor. Firmalar CRM konusunu kısa vadeli düşündükleri için (genellikle) reaktif hareketler gelişiyor. Elbette ki bütün firmalar bir şekilde müşterileri ile bir yol bulup çalışıyor, işine devam ediyor ancak bu faaliyetin çok da organize yapıldığı söylenemez, konu daha çok “satış yönetimi” olarak ele alınıp işleniyor.

Gördüğünüz gibi bilinmedik bir şey yok ancak ben bunları biliyorum, ortada yeni bir şey yokmuş diye düşünmeniz de hatalı sonuç yaratır.  Çünkü o zaman yapılması gerekenleri önemsemeyecek ve yapmayacaksınız.  Ama birileri yapacak ve müşterilerine daha iyi hizmet üretecek, sonuç onlar için pazar payı artışı sizin için ise küçülme olacak.

Eskiden üretilen satılabiliyordu, hatırlarsanız ülkemizde yerli araba alabilmek için aylar öncesinden sıraya giriliyordu (yaşı 45 üzeri olanlar bunu bilir), dünyada da durum çok farklı değildi. Sonra üretenler ve üretim kapasitesi çoğaldı, talebin çok üstüne çıktı ve rekabetin koşulları sertleşti.

Kıt olan değerlidir, müşterinin kıtlaştığı sektörlerde de doğal olarak onun değeri arttı. Önceleri ne söylediği, ne istediği pek dinlenmeyen müşterinin, nerede ise attığı her adımdan bir ipucu yakalamak için araştırmalar, anketler yapılmaya başlandı, göz rengi ile okuduğu gazete arasında ilişkiler kurulmaya başlandı.

Önceleri göstermelik olan bu faaliyetler zamanla bir çalışma biçimi haline geldi, firmaların iş yapma prensipleri değişti, değer ölçüleri ve bakış açıları müşterileri ile yakınlaştı. İşte bu süreç yaşanırken bu değişime bir isim verilmesi gerekiyordu ve ismi CRM oldu.

Mühendis gözü ile bakarsanız CRM bir yöntem değildir (örneğin MRP bir yöntemdir, JIT bir kavram, ERP ise bir yazılım entegrasyonu). Dolayısı ile bir algoritması yoktur, daha çok ?bir çalışma ve iş yapma biçimi? olarak tanımlanması bence en doğrusudur.

Müşteri ile ilişkili olabilecek her konuda detaylı bilgi saklanması ve değerlendirilebilmesi gerektiği için bol miktarda teknoloji ve bilgisayar yazılımı kullanmak gerekebilir ancak CRM hiç bir zaman teknolojik bir yatırım veya dışarıdan satın alınabilecek bir şey değildir.

CRM, müşteriyi daha iyi anlayabilmek için teknoloji ve insan kaynaklarınızı nasıl daha etkin kullanabileceğiniz hakkında önemli ip uçları verir, hep kuzeyi işaret eden kuzey yıldızı gibidir, yönünüzü şaşırdığınızda onu bulmanız yeterlidir.

Eğer bu çalışma başarılı olur ise aşağıdaki sonuçları elde edebilirsiniz :

- Daha iyi müşteri servisi veren bir şirket olmak

- Müşteriye daha hızlı ve doğru cevap verebilmek

- Ürünler arası çapraz satışların miktarını arttırmak

- Satış tekliflerinizin daha hızlı ve daha yüksek oranda siparişe dönüşmesi

- Pazarlama ve satış süreçlerinizin hızlı ve anlaşılır olması

- Yeni müşteriler bulmak ve yaratma imkanı

- Müşteri karlılığının artması

bu konuya devam edeceğiz

Kararsız müşteriler, sözünde durmayan satıcılar ile nasıl planlama yapılabilir ki !

- Bize hammadde sağlayan satıcılarımız istikrarlı olmadığı için teslim tarihlerimiz de sapmalar oluyor.

- Müşterilerimiz o kadar çok fikir değiştiriyor ki, planlarımız alt üst oluyor.

Her türlü teslim tarihi probleminde bu iki sebepten biri ile suçu başkasına atabilirsiniz. Üstelik suçlu o sıralarda yanınızda olmadığı için bu bahaneleri kullanmak risk içermez.

Ancak unutmayın, sizin tedarikçileriniz hakkında söylediğiniz her şeyi müşterileriniz de sizin için söylüyordur. Kendinizi sakinleştirmek için bu gerekçeleri kullanın ama işinizi yönetirken aşağıdaki iki noktayı dikkate almak size para kazandırabilir.

- Her işletmede teslim tarihine uyamamak problemi vardır ve çoğu kez sebepleri tamamen dışarıda aranır.

- Bu işin tek suçlusu tedarikçiler veya müşteriler olmayabilir.

Durumun tümüyle kontrol dışı olduğunu kabul etmek herhalde en doğru yol değildir, problem haline gelen teslim tarihi konusun arkasında yatan gerekçeyi basit bir varsayım yaparak görünür hale gelebilir.

“Eğer siz size verilen siparişi o anda teslim edebilseniz müşteriniz fikrini değiştirecek zaman bulamazdı, eğer siz malzemeyi o anda verebilenden o anda alsaydınız tedarikçiniz sizi oyalayamamış olurdu (cümlenin ikinci kısmı birinci kısmın 180 derece tersi).”

Bu tür bir cümleden sonra en çok duyduğum cevaplar şunlar oluyor … gerçek dünyada sıfır zaman yoktur, bizim durumumuz farklı, böyle konuşmak kolay … vs vs…

O zaman şunu deneyelim ;

“Kutup Yıldızı kuzeyi gösterir, birisi bu yıldıza doğru giderse kuzeye gidiyor demektir, aksi yöne doğru yelken açtı ise güneye gidiyordur”


Şimdi ikinci bir varsayım yapalım :

?Üretim süresi veya teslime kadar geçecek olan süre uzadıkça belirsizlik artar.?

Örneğin 315 gün sonra saat 2′de bu ağacın altında buluşalım niyeti ile arkadaşınızdan ayrıldınız, aradan geçen 315 gün içinde o ağaç kesildi, belediye oradan yol geçirdi, siz başka bir ülkeye taşındınız, arkadaşınızın eşi o gün doğum için hastaneye kaldırıldı … aradan geçecek olan süre uzadıkça ihtimaller artar … en iyisi siz yarın buluşun.

Örneğin rakipleriniz 2 ay teslim süresi veriyor olsun. Bu durumda müşteriler en fazla 70-75 gün önceden siparişlerini kesinleştirir; hiç kimse bir yıl öncesinden kesin sipariş vermez verse bile 2 aylık döneme yaklaştıkça revize etme hakkı olduğunu düşünür ve revize eder.

Dolayısı ile bu durumda ilk 2 ay içindeki planlar oldukça kesindir. Daha uzun terminli siparişler ise müşterileri tarafından günü yaklaştığında revize edilebilecekleri için aynı kesinliği taşımazlar. Böyle bir ortamda sizin teslim süreniz 90 gün yani rakibinizden fazla ise aşağıdaki mekanizma çalışır :

1. Sizin planınızın değişikliğe uğrama ihtimali daha fazladır, çünkü her zaman kısa sürede teslim edecek olan firmaların koşulları pazarı yönlendirir ve sizi bu şartlara uymaya zorlar.

2. Size malzeme sağlayan firmaların planları da sizin planınız ile  beraber değişeceği için verdikleri hizmet seviyesinin düşmesi normaldir. Bu durumda müşterilerinizin size yaptığını siz de onlara yapmaya başladığınız için normal çalışan bir firmaya göre daha kötü şartları kabul etmek zorunda kalabilirsiniz.

İşte size fasit bir daire, çıkış yolu ise teslim süresini nasıl azaltırım diye düşünmek, yolunu bulmak ve uygulamak.

Teslim süresi ile stok seviyenizin arasında bulunan ilişki, darboğaz yönetimi ve israfın azaltılması sizi kuzeye götürür, yeter ki siz kuzey yıldızı diye başka bir yıldızın peşine düşmeyin.

* Kutup Yıldızı (Kuzey Yıldızı), dünyanın ekseni ile hemen hemen aynı doğrultuda olduğundan, diğer gökcisimlerinin aksine gün boyunca yer değiştirmez ve hep kuzeyi gösterir. Bu özelliği nedeniyle tarih boyunca yön bulma ve seyir amacıyla kullanılmıştır. Aynı nedenle, Demirkazık, Kuzey Yıldızı gibi isimler alır.

Tedarik Zinciri içinde nesneler ileriye (tüketim noktasına), bilgi ve para ise geriye doğru hareket eder.
Tedarik_zinciri_cengizpak
Bilgi olarak, sipariş, ürün hakkında müşteri yorumu, son müşterinin satın aldığı miktar, talebin davranışı gibi konuları kastediyoruz. Bilgi zincir içinde ne kadar hızlı hareket ederse zincirin içinde bulunan herkes pozisyonunu o kadar hızlı ayarlayacaktır.
.
Örneğin müşterinin ?bir televizyon modelini? hiç tercih etmediği bilgisi anında zincirin içinde herkese haber verilebilse bir köşede ?o televizyon için kasa üreten? bir tedarikçi o anda ve başka hiç bir şey beklemeden üretimini durdurabilir, bir kaç gün sonra fabrikadan gelecek olan ?sipariş iptalleri? karşısında ne yapacağını düşünmezdi… ve herkes daha verimli olurdu. Şunu söylemek hiç yanlış olmaz, ?bilginin doğruluğu ve hızı zincirin içinde yer alan herkesin verimliliğini şiddetli etkiler?.
.
Ancak bilginin zincir içindeki seyahati sık sık kesintiye uğrayıp, şirket politikaları sayesinde deforme olmaktadır.
.
Tıpkı kulaktan kulağa oyununda olduğu gibi ilk söylenen cümle her noktada değişerek bambaşka bir şey haline gelir. Bir çok iyi eğitim görmüş kişinin, cin gibi yöneticilerin, danışmanların, son model bilgisayarların yer aldığı zincirin bu kadar aciz duruma düşebileceğine inanmak güçtür ama bu sonuç o kadar sık yaşanır ki bunun bir ismi bile var.
.
Bu olaya Kamçı Etkisi, BULLWHIP veya FORRESTER Etkisi denir. Bilginin sistem içinde yaptığı seyahat esnasında geriye doğru hata ve abartının arttığı ve görüntü ?bir kamçının dalgalanmasına benzediği? için bu ismi almıştır.