Archive for Nisan, 2013

Bu cümle Peter Drucker’a ait.

İş hayatım boyunca bu sözü hatırlatan belki binlerce örnek ile karşılaştım. Kimin ve nasıl kullandığı beli olmayan raporlar için harcanan saatler, seyredilmeyen sunumlar, okunmayan dökümanlar, çok ince düşündüğü için önünü görmeyen yöneticiler, mükemmeli ararken nakit bunalımına düşen iş sahipleri …

Elbette bazen yapıp bitirdikten sonra onun bir işe yaramadığını görürüz ve kişisel hayatımız için bir tedbir alırız. Ancak şirketler bu kadar akıllı mekanizmalara sahip olamayabiliyor. Bazen başlatılan bir süreç yıllarca ve sorgulanmadan izlenebiliyor. Sonunda (genellikle dışarıdan) biri “niçin bunu yapıyoruz ?” sorusunu ısrarlı olarak soruyor (ısrar yok ise muhtemelen kaynar gider) ve süreci değiştiriyor. Bu arada şirket belki binlerce saat kaybetmiş oluyor.

Peki yapılması gerektiğini nasıl anlayacaksınız ?

O şeyi yaptığınızda müşterinizin bir derdini yok ediyor veya size daha fazla ödemesini sağlıyor olmanız gerekiyor. Son kriter ise kanuni mecburiyet. Bunların dışında kalıyor ise Peter Drucker’ın bir resmini bu cümle ile beraber duvarınıza asmanızı öneriyorum …

15 Nisan 2003 tarihinde Okan Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Topluluğu tarafından düzenlenen etkinliğe ben de katıldım. Öğrenciler ile hem ERP hem de Rekabet konusunu konuştuk.

Üniversitelerin çalışan insanları davet ederek bu tür etkinlikler düzenlemesi öğrencilerin farklı bakış açıları ile tanışmaları için önemli bir fırsat. Benim zamanımda bu etkinlikler daha çok bilim veya sanat eksenlerinde oluyordu, çalışma hayatına atılana kadar çalışmakta olan birisini dinlediğimi hatırlamıyorum.

Bu etkinlikte görev alan ve orada iken tanıştığım Saadet Aişeoğlu, Cansu Göker ve Yunus Can Karabacak’a üniversiteleri ve arkadaşları adına teşekkür ederim.

Bir şirketin her köşesinde kayıp vardır, bazıları küçük bazıları büyük. Kayıp tamamen engellenebilen bir şey değildir, yaptığımız her aksiyonun içinde bulunan bir şeydir kayıp.

Örneğin elinize bir top alıp yere atın, giderek daha az yükseğe zıplayacak ve sonunda yerde durmaya başlayacaktır … Çünkü başlangıçta sahip olduğu enerji her çarpma sonucu biraz daha azalacak ve sonunda tekrar sıçrayabilecek enerjisi kalmayacaktır. Kısacası her sürtünme, her çarpma bir kayıp yaratır.

Şirketlerde de farklı türde kayıplar oluşur. Örneğin “yeni bir fikir” çoğu şirketin içinde farklı departmanlarda, farklı insanlar tarafından ve farklı sebeplerden dolayı engellenir. Olayı bir futbolcunun bir dizi rakip oyuncuyu geçme mücadelesine benzetebilirsiniz … her rakip ufak bir sürtünme yaratınca sonunda koşan futbolcunun dengesini kaybedip düşmesi pek muhtemeldir, zaten geçip golünü attığında “büyük futbolcu” olur.

(Dikkat, daha çok goller hatırlanır, kurtarışlar değil)

Sürtünme nasıl azaltılır ?

1. Kalabalığın arasına girmeyerek, kanatlara açılıp koşarak.

2. Rakipten daha hızlı koşarak, antremanlarda çalışarak.

3. Beklenmedik atak yaparak, bu sayede boş alan bulunmuş olur.

4. Dış yüzeyi kayganlaştırarak, yeni fikrimizin her detayını en baştan açıklamayıp bir miktar bekleyerek.

5. Hiç hareket etmeyerek, bu ancak teknik direktör olduğunuzda mümkün olacak.

Bir konuşmanın içinde hangisi sizi heyecanlandırabilir …

Niçin mi … Yoksa Nasıl mı ?

Ekonomi, siyaset veya sosyal içerikli programları her ne kadar iki senedir seyretmiyor olsamda rastlıyorum. Benim kulağıma daha çok “Niçin” geliyor … Sebzelerden, bitkilerden bahseden şahısların programlarına rastlıyorum bunlarda ise hem Niçin hem Nasıl var … Bir de yabancı kanallarda yemek programları var … onlar komple “Nasıl” ve bence çok seyredeni var.

Geçen gün TEB Kobi TV sitesine bakıyordum, bazı videolar seyrettim (bence TEB iyi bir iş yapıyor). Uzmanlar ile konuşuyorlar, yine hep kulağıma “Niçin” veya “Belirsizlik” geldi.

Uzman birisi KOBİ’lere yapmaları gerekeni anlatıyor … sonuçta 3 tavsiyesi var

1. KOBİ’ler dünya düzenini iyi okumalılar

2. Kalite ve bilgisayar alt yapısına önem vermeliler

3. Pazarlama konusunda kendilerini geliştirmeliler

Aslında benim de eklemek istediğim bir şey var : “Çok para kazanmalı ve daha çok yatırım yapmalılar” … “NASIL” yapacakları beni ilgilendirmediği için gönlüm rahat

İnsanın aklına sorular geliyor, KOBİ dünya düzenini NASIL iyi okuyabilir, ne yapması gerekiyor, hangi adımları atacak, kim atacak, nereden başlayacak … Siz okudu iseniz söyleyebilirmisiniz ne okudunuz !

KOBİ, pazarlama konusunda kendisini NASIL geliştirecek, eylem planı ne olacak, NASIL araştıracak, NASIL uygulayacak …..

Kalite konusuna önem vermek ne demek acaba ? Ben etrafta böyle sorular sorunca bazen suratıma pek de yaşıma uygun olmayan bakışlar yansıyor… Kendime göre benim en büyük yeteneğim bu halbuki … ANLAMAMAK … Ya da ben bunu yetenek gibi görüp kendimi aldatıyorum ! Neyse bunun için çok geç, bundan sonra düzelmesem de olur.

Ne yapınca “kalite konusuna önem vermiş olunacak” … Meslek hayatımda çok tarifini, çok uygulamasını gördüm. KOBİ hangisini yaparsa rekabeti arkasında bırakacak yoksa sadece bir yaşam savaşı mı veriyor, yoksa rekabeti arkasında bırakma şansı yok mu ?

Bilgisayar alt yapısına önem vermek web sitesi yapmak mı ? ERP kullanmak mı ? Üretimden veri toplamak mı ? Hepsi birden mi ? Bir KOBİ sahibine “bilgisayar alt yapına önem ver” dersek acaba o ne anlayacak ?

Karışık konular bunlar.

Bu arada benim “niçinler” ile bir işim olmadığına karar verdim, kısacası niçin ise niçin şimdi ne yapacağız kısmı ile ilgileniyorum.

Şimdi buradan Cengiz Pak 5 Why sorgusuna karşı sonucu çıkartmayın. Sakın kök sebep bulmak ile ilgilenmiyorum diye düşünmeyin. Sadece konuyu bilmeyen insanların bilmedikleri konu hakkında laf salatası yapmalarını dinlemek istemiyorum (dikkat ! onlar konuşabilir ancak beni ilgilendirmemesi veya bana ulaşmaması için gerekenleri yapıyorum, demokrasi böyle bir şey) hepsi bu …

Aşağıda 4 temel yaklaşım biçimi var, sizin durumunuz en çok hangisine uyuyor acaba.

1. Üretiriz biz … Yapılınca satılır. Biz buna inanırız, en önemli şey üretmektir, çok çalışırız, en iyisini en ucuza yapınca zaten satılacaktır.

2. İyi ürün satar … İnsanlar en iyisi ile karşılaşınca zaten alırlar, bu yüzden iyisini yapan otomatik olarak satar.

3. Biz satarız, ne olursa olsun … Yeterince iyi tanıtırsak, müşterileri yeterince yönlendirirsek biz her şeyi satabiliriz.

4. Pazarın değer verdiği bir şeyi yaparsak satabiliriz … Müşterinin sesini duyup, onun isteklerine cevap verecek olan ürünü ortaya çıkartırsak kolayca satabiliriz.

Bir numara “üretim odaklı” olmak demek. Üretimin kutsal ve kazanmak için yeterli olduğuna inananlar, fabrikasında bulunan makinaların sesleri ile yaşayanlar bu gruba girer.

İkincisi ise “ürün odaklı” grubu temsil ediyor. Mükemmel ürün peşindedirler, satabilmek, kazanabilmek için yapılması gereken “en iyi üründür”. Ben bir makarna yaparım parmaklarınızı yersiniz diyenler bu gruba girer, bir gün öyle bir makarna yapacaklardır ki herkes şaşıracaktır.

Üçüncüsü ise hızlı satıcıların bulunduğu grup yani “satış odaklı” olanlar. Bu firmalar yeterince müşteriye yeterince konuşunca olacağını düşünür, daha çok taktikler konusunda çalışırlar.

Dördüncü grup ise “pazarlama odaklı” ve 4′lünün en gelişmiş olanıdır. Üretebilme, ürün ve keskin satış becerilerine “müşterinin sesi” gibi önemli bir ayrıntıyı eklerler. Herkes kendisini “hatalı” olarak bu grupta görür, herkes müşteriyi anladığını düşünür.

Firmalar müşterilerini hakikaten anlıyorlar mı acaba ?

6 Rekabet Parametresi Nedir  ?
1. Kalite
2. Ürün Mühendisliği
3. Düşük Maliyet – Yüksek Marj
4. Birim Başına Düşen Yatırım
5. Kısa Teslim Süresi
6. Teslim Tarihine Uyabilmek – Zamanında Teslimat

İlerlemeden önce kendimize şu soruyu sormakta yarar var :

Rakibimizin bu özellikleri bizden daha iyi ve nakit akışında da kısa vadede büyük bir problem yok ise bize zaman içinde üstünlük sağlar mı sağlamaz mı?

> Örneğin rakibimizin ürünü bizimkinden daha yüksek kalite standartlarına sahip ve bizim fiyatımıza yakın bir fiyat ile satıyor ise her geçen gün bizim pazarımızdan müşteri çalmayacak mı?

> Veya, daha yüksek marj ile çalışabiliyor ise (maliyeti daha düşük ise) daha esnek bir fiyatlandırma yapabilecek ve zamanla bizi pazarın dışında bırakmayacak mı?

> Bizden daha çabuk teslimat yapabiliyor ise, bu avantajını kullandığında bize verilen siparişler azalmayacak mı?

Enterpreneur olmak başkalarına para vermeden iş yaptırabileceğini düşünmek değildir.

Bir zamanlar bir hanım beraberinde iki bilgisayar şirketini alarak beni de ziyaret etmişti. Hayata geçirmek istediği bir projesi vardı.

İkinci ya da üçüncü toplantıda konuşmalarda bir gariplik hissetim ve …

- Siz bu işin neresinde olacaksınız, nasıl uygulanacak diye sordum

- Hanımefendi ben bir enterprenörüm bunu siz düşünmelisiniz dedi

Beraberinde gelen iki şirketten bir tanesinin sahibi benim arkadaşımdı, o anda bakıştık ve ben geriye kalan bilgisayar şirketini kast ederek bu işin ona daha uygun olduğunu, onun bizden daha bilgili ve yetenekli olduğunu, bizim bu işi beceremeyeceğimizi, konuya o arkadaş ile devam etmesi gerektiğini söyledim.

Arkadaşım sessizce beni onayladı ve o anda geri çekildi. Bizim için o proje o anda kapandı.

Sözün özü : Masada bir taneden fazla enterprenör var ise sonuç alınmaz.

Teklif, broşür, reklam metni, e-posta, mektup … Bunların her birinde mesajlar olacaktır. Peki mesajınızın bir amacı var mı ? İşte bunu 4 soru ile test edebilirsiniz.

4 soru :

1. Mesajınız bir şeyi değiştirecek mi ?

2. Amacınız gerçekçi mi ?

3. Zamanlama doğru  mu ?

4. Sizin amacınız içinde bulunduğunuz kurum için kabul edilebilir mi ?

Mesajınızın anlaşılabilir ve anlamlı olduğuna karar verdi iseniz bundan sonraki aşama mesajınızın hedefinde bulunanların özellikleri ve beklentilerini anlamaktır.

Tags: ,


The Two-tailed Dog Party – İki Kuyruklu Köpek Partisi önemli vaatler yapıyor :

- Sonsuz hayat
- Dünya barışı
- Haftada 1 çalışma günü
- 2 adet gün batımı (çeşitli renklerde)
- Daha az yer çekimi
- Bedava bira
- Daha az vergi
- Büyük Macaristan Düzlüğüne dağ yapmak

Bu parti Kenan Işık’ın Kim Milyoner Olmak İster programında 125000′lik soru olarak yer aldı, hangi ülkenin bir partisi olarak …

Tags:

Rekabetçi ve Büyüyen Şirketin Şifreleri – Türkiye Turu kapsamında hazırlanan “ERP Proje Yöneticisinin Bilmesi Gerekenler” isimli seminer 2 Nisan Salı Günü Bostancı Green Park Otelinde gerçekleşti.

Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim. Bir sonraki toplantımızda görüşmek üzere.

Tags:

Rekabetçi ve Büyüyen Şirketin Şifreleri – Türkiye Turu kapsamında hazırlanan “ERP Proje Yöneticisinin Bilmesi Gerekenler” isimli semineri 2 Nisan Salı Günü 130 kişinin katılımı ile gerçekleştireceğim.

Tags:

Bir önceki yazımızda (Bölüm 1 için tıklayınız) 8 kuralın ilk 4 tanesinden bahsetmiştik, şimdi sıra son 4 tanesinde. Önce listemizi hatırlayalım.

1. Boş duran bir kaynak (iş merkezi, insan …) önemli bir israftır.
2.
Verimlilik değerleri performans ve karlılığın göstergesidir.
3. Temin / Teslim süresi bizim dışımızdadır, bize söylenir.
4. Set-Up veya hazırlık süresini azaltmak maliyeti azaltır.
5. Üretim partisi transfer edilen partiye eşittir (process batch = transfer batch).
6. Herkes işin peşinde koşmalı, onu hızlandırmalıdır.
7. Akış çoğunlukla fiziksel yerleşime bağlıdır.
8. Normal teslim süresi ile sipariş kabul ediyor olmak karlılığı arttırır.

Bu kurallar her zaman doğrumudur diye sormuştuk. Çünkü eğer her zaman doğru değil ise yapabileceklerimizin ne olduğunu ve yapmayacaklarımızın neler olabileceğini çalışmalıyız. Çalışmamızın temel ekseni ise TOC – Theory Of Constraints (Kısıtlar Teorisi) olacak, zaten ilk bölümde de aynı yolu izlemiştik.

Kısıtlar teorisi veya yalın üretim gibi konularda çalışılırken insanların çok sık olarak yaptıkları bir hatayı burada hatırlatmak istiyorum. Prensipleri dinlediğiniz veya okuduğunuz zaman “ne var bunda, ben bunu biliyorum” diye düşünmeniz çok normaldir. Bu prensip veya kuralların yeryüzüne inmesi için geçilmesi gereken bir yol, kullanılması gereken yöntemler vardır ve “biliyorum” önyargısı bunları anlamanızı engeller. Şöyle düşünmek önünüzü açabilir : “Biliyorum ama niçin bizim şirkette bunlar yok !”

5 numaralı madde ile analizimize tekrar başlayalım :

5. Üretim partisi transfer edilen partiye eşittir (process batch = transfer batch).

Eşit olsa ne olur olmaz ise ne olur, bana ne diyebilirsiniz. Ben de aynı duygular içindeyim. Ancak tesisin sahibi veya yöneticisi isem durumumu değiştirir, ne demek bu, sonu nereye varacak diye dinlemeye başlardım.

Üretim parti büyüklüğü arttıkça verimliliğin artacağına ve birim fiyatın düşeceğine inanılır. Çünkü hazırlık süresi daha büyük miktara dağıtılacağı, çalışanların prosese alışarak hem daha hızlı hem de daha az hata ile üretimi tamamlayacakları düşünülür ve bunların bir kısmı doğrudur. Daha önce üzerinden geçtiğimiz maddelerde darboğaz olmayan bir iş merkezinde set-up süresinin maliyeti azaltmayacağını konuşmuştuk, dolayısı ile bu durum sadece iş merkezi darboğaz ise doğrudur.

Akışın sürekliliğine odaklanan bir tesiste darboğaz olmayan iş merkezlerinde set-up tekrarlamak düşünülebilir, diğer dikkate alınacak konu ise bir sonraki aşamaya – operasyona ilerlemek için üretim parti büyüklüğünün tamamının bitmesini beklemenin ise yine akışı bozabileceğidir. Örneğin 1000 adet olan bir üretim emrinin ilk 250 tanesi tamamlandığında bunlar bir sonraki istasyona gidiyor ve işlemi başlıyor olması tesis içi akışı sağlar. Diğer türlü siz 250′şerli partiler ile taşısanız bile eğer başlamıyor iseniz bir şey değişmez.

Tesis içinde parti büyüklüğünü yarıya indirdiğinizde veya bir sonrakine kısmı transfer yaparak takip eden operasyonu başlattığınızda akışı hızlandırırsınız. Siparişlerinizi kısa sürede teslim etmek istiyor iseniz boşuna üretim yapmamalı ve akışı hızlandırmalısınız.

6. Herkes işin peşinde koşmalı, onu hızlandırmalıdır.

Bir tesis veya şirkette öncelikler karışıyor veya en çok sesi çıkana göre değişiyor ise orada şirketin sahibinden operatörlere kadar herkes işlerin peşinden koşmaya başlar. Acil, Süper Acil gibi listeler ortaya çıkar. Zamanla başka türlü olabileceği unutulur, bu şirkette hayatın böyle bir şey olduğu düşünülür

Bu durum “kaos” durumudur. Eğer tek, görünen, herkesin bakabileceği öncelik listesi yapar ve listenizden bugünün işi olmayanları çıkartırsanız kaos konumundan çıkabilirsiniz. Çoğu kez yöneticiler bu söylenen cümleye inanmaz ve bizim burada çalışmaz diye düşünür. Bu düşünce kimseye bir şey kazandırmaz.

Yapmanız gereken analiz önce orta – uzun vade kapasite analizidir. Eğer kapasiteniz yeterli ise çözüm vardır eğer kapasiteniz zaten yetmiyor ise metodlara değil önce yatırıma ihtiyacınız var demektir (dikkat analize başlamadan önce mamul ve yarı mamüller için hedef stok seviyenizi, güvenlik stoğu değerlerinizi ve 2 gerekirken 10 adet üretme gibi alışkanlıklarınızı gözden geçirmelisiniz, siz her şeyi istediğiniz gibi yapacak ama yöntemler sizi kurtaracak diye bir şey yoktur).

7. Akışımızın kesintiye uğramasının sebebi fiziksel yerleşimimiz, ne yapabiliriz ki !

Doğru olabilir de olmayabilir de …

Yerleşimi akışa paralel yapmak elbette olması gereken çünkü iki nokta arasında en kısa yol düz çizgidir. Ancak bu olmadan da akış hızlandırılabilir.

Amerikan filmlerinde gazete muhabirlerinin nasıl yerleştiğini hatırlıyor musunuz veya dünyanın büyük hava alanlarının yerleşimine google earth ile hiç baktınız mı ? Gazetede editör hemen hemen herkesin ortasında cam bir bölmede oturur, hava alanları ise genellikle yarım daire veya elips şeklinde tasarlanır. Bunun sebebi merkez ile uçların en kısa yoldan bağlı olmalarının bu yerleşim ile sağlanmasıdır. Bir montaj hattı genellikle düz çizgi gibi düşünülür, bir hücre genellikle U şeklinde tasarlanır. Elbette yerleşim çok önemlidir.

Ancak akışın kesintiye uğramasının asıl sebebi yerleşim değil işlem yapılan noktalarda gerçekleşen olaylardır. Dolayısı ile yerleşimi değiştiremiyor olsanız da aksiliklerin sayısını azaltarak akışın sürekliliğini sağlayabilirsiniz. Düza alanda aksilikler kolayca görünür ama karışık yerleşimi olanlar da aksilikleri görünür hale getirebilirler. İşin özü problemi görünür hale getirebilmektir.

8. Normal teslim süresi ile sipariş kabul ediyor olmak iyidir ve karlılığı arttırır.

İster üretim yapan bir tesis ister hizmet üreten bir şirket olun (örneğin reklam ajansı, yazılım şirketi …) bazı standart teslim süreleriniz vardır. En azından satış bölümünün böyle bir fikri oluşmuştur. oğal olarak bunu sabit kabul edip sipariş alıyor olmak onların işine gelir. Ancak bir noktadan sonra karışıklık başlar ve normal süreler aşılır. Siz sözlerinizi yerine getiremediğiniz zaman piyasada bu konuşulur ve sizin siparişiniz almanız güçleşir ve şanslı iseniz her şey başa döner (dönmeyebilir). Tıpkı kurtlar ile tavşanların hikayesi gibi.

Akışı yönetip gerekli olmayanları listenizden çıkarttığınızda ise teslim süresini kısaltıp daha rekabetçi olabilirsiniz. Bu sayede daha yüksek fiyat bile uygulayabilirsiniz. Ancak siparişlerin teslim sürelerini hem gerçek yüke göre verebilmeli hem de yükün içinden gereksiz olanları çıkartabilmeyi becermelisiniz.

Anlayacağınız gibi “normal teslim süresi” diye bir şey yoktur. Azaltılacak teslim süresi ise odaklanmanız gereken konulardan birisidir.

İşte sekiz maddemizin sonuna geldik, kısıtlar teorisinin bakış açısını kullanıp kullanmamak size kalıyor.