performans_degerlendirme

Performans değerlendirme çalışan bir yöntem mi ?

Uzmanların görüşü çalışmadığı yönünde. Bunun sebepleri şöyle sıralanıyor …

- Bu görüşmeleri yapan yöneticiler bunun için eğitimli değiller.

- Yöneticiler beğenilmek istedikleri için görüşmeler olması gerektiği gibi gerçekleşmiyor.

- Hedefleri tarif etmek güç, çoğu kez anlaşılmaz olabiliyor.

- Değerlendirme yapanların uyguladıkları bir standart yok.

- Değerlendirilenlere başarının tanımı yapılamıyor.

Bu yönteme karşı olanlar şu sebepleri öne çıkartıyor …

- Moral bozucu bir uygulama.

- Kişisel performansı ön plana çıkarttığı için ekip çalışmasına zarar veriyor.

- Rekabeti körüklediği için şirket içi işbirliği fırsatlarını engelliyor.

- Anlaşmazlık durumunda hukuki süreçleri tetikleyebilir.

Acaba siz ne düşünüyorsunuz, faydalı mı yoksa zararlı mı ?

rocky-balboa

Her başarının ardında çoğunlukla çok sayıda yumruk yiyen ama yıkılmayan birileri olmalı, tıpkı Rocky Balboa gibi …

Acaba niçin çoğu ABD sinema karakteri önce fena halde kaybedip sonra fena halde kazanıyor …

Seviyorum bu filmleri.

İnsan rahatlıyor, şu anda ben de dayak yediğime göre demek ki başarılı olacağım diye düşünüyor !

.

Tags:

Stok_NASIL_AZALTILIR_KAPAKŞirketinizin stoklarını bir daha artmayacak şekilde nasıl azaltacaksınız ?

Bu kitap yıllardır vermekte olduğum  “Stok nasıl azaltılır ve bir daha artmaz” isimli seminerimin genişletilmiş içeriğine sahip. İçinde hem izlenecek yolu hem de bu yolun üzerinde kullanmanız gerekecek olan 15 yöntemi anlatmaktayım.

Şirketinizin stok azaltma projesinde yol haritası hazırlamak veya el kitabı olarak kullanabileceğiniz şekilde ve sadelikte hazırlamaya gayret ettim, umarım sizin için faydalı olur.

Kitap Sayfa Sayısı :
105, Format : E-Kitap (PDF Formatında)

Yazar : Cengiz Pak

Fiyat : 39,95 USD

Bu kitabı şimdi bilgisayarınıza indirebilmek için :

Add to Cart View Cart

İçindekiler

Konumuz Stok Yönetimi

Stok Nasıl Oluşur

 

1. Daha kısa teslim süresi söyleyen bir rakip / rakipler
2. Kalite problemlerinin üzerini örtmek için
3. Parti büyüklükleriniz büyür ise stoğunuz artar
4. Bilgisayar kayıtlarınız doğru değerleri göstermiyor ise stoğunuz artar
5. Temin kaynaklarınıza güvenmiyor iseniz stoğunuz artar
6. Yönetilmeyen talep döner dolaşır stok olup depoya girer
7. Ürün tasarlama yaklaşımınız stoğunuzu arttırabilir
8. Temin veya üretim süreniz arttıkça stok artar
9. Dengesiz veya değişken üretim ortamı stoğu yukarıya iter
10. Dağınık ve düzensiz yerleşim stoğunuzu arttırır
11. Formal planlama sisteminiz yok ise stok artar
12. Birim maliyeti düşürmeyi “çok arzu ederseniz” stok artar

 

Stok Azaltma Projesine Başlıyoruz

 

Hiç Para Harcamadan Yapabilecekleriniz
Kısa Vade İçinde Yapılabilecek Olanlar
Orta – Uzun Vade İçinde Yapılabilecek Olanlar

 

Dünya En Çok Hangi Yolu ve Yöntemleri İzliyor

Yöntemler Nasıl Çalışıyor ?

1. ABC Analizi
2. IQR Analizi
3. Stok Yaşlandırma
4. Stok Kayıt Doğruluğu
5. Periyodik Sayım (Cycle Counting)
6. Stok Devir Hızı
7. Stok Yenileme – Sipariş Politikaları
8. Güvenlik Stoğu
9. MRP – Malzeme İhtiyaç Planlama
10. Bullwhip – Kamçı Etkisi
11. Malzeme ile Üretimin Yakınlaşması
12. Barkod
13. Ürün Ağaçlarında Seviye Azaltmak
14. İleriye Dönük Sayım
15. Tam Sayım

155defd[1]

Bir çok yönetici zamanının önemli kısmının etkin ve sonuç üretmeyen toplantılarda kaybolduğundan şikayet eder. Toplantı yönetiminin kendi başına önemli bir konu olmasının ardında yatan, hem bu şikayetler hem de gerçekten oldukça pahalı bir aktivite olmasıdır.

Eğer toplantıları “aktivite esaslı maliyet” bakışı ile değerlendirir iseniz en azından katılanların ücretleri ile geçen süreyi formülünüzde kullanmanız gerekir, alternatif maliyeti düşünmeden bile ortaya önemli bir değer çıkacaktır.

Artık herkes toplantının bir hedefi olması gerektiğini, doğru insanların çağrılmasının önemli olduğunu, önceden hazırlık yapmanın gerekliliğini, gündeme sadık kalmanın önemini ve toplantı sonrasında notların zamanında dağıtılmasının iyi bir şey olduğunu bilmektedir …

Ancak siz bunların uygulandığını kaç kez gördünüz ? Toplantıların çoğu yukarıdaki noktalara aldırış etmeden yapılmaya devam etmektedir, üstelik böyle olmasını eleştiren yöneticiler tarafından … Niçin ?

Çünkü yöneticiler eleştirmelerine rağmen bir çok sebepten ötürü toplantı yapmayı veya katılmayı sever.

Sosyal etkileşim

Bir çok insan yalnız çalışmayı sevmez, başkaları ile beraber olmayı ve ilişki kurmayı ister. Toplantılar sayesinde bir gruba ait olma, bu sayede hem ayrışma hem de kendini ifade edebilme imkanını bulabilmek toplumun çoğunluğu için önemli bir imkandır. İş ve iş dışı konuşmalar çok önemli bir sosyal aktivite olmaya devam edecektir.

Çevrim içinde kalabilmek

İşletmeler büyüdükçe departmanlar, birimler kopar, çalışanlar arası bilgi akışı kesilir, herkes sadece kendi etrafını dinlemeye başlar. Çalışanlar şirketin resmi kanallarından duydukları ile yetinmek istemez. Toplantılar sayesinde başka birimlerde ne olup bittiği hakkında haberlere, bilgiye birinci elden ulaşma şansı elde edilmiş olmaktadır.

Statü sahibi olmak

Ne kadar çok sayıda komitede yer alırsanız o kadar önemli olarak algılanırsınız.

Farklı konularda fikirlerine önem verilen insan konumuna ulaşılıyor olması bir statü sahip olmak anlamına gelecektir. Toplantılarda lider olmayıp sadece lider kadrolar ile beraber olabilmek bile çalışma hayatında kişiler tarafından “önemli” olarak algılanacağı için kişiler bu motivasyon ile toplantılarda yer almak ister.

İşte bu psikolojik motivasyon yöneticilerin veya dışarıdan insanların “zaman kaybı” olarak nitelendirdiği toplantıları bile önemli hale getirir, her türlü mantıksal açıklamanın üzerine çıkar.

Şirketin üst yönetimi şirketlerinde yapılan toplantıları zaman zaman gözden geçirmeli ve sadece şikayet etmek yerine temel toplantı kurallarının uygulanması için bir şeyler yapmalıdır. Bunun için benim önerim Toplantı Karnesi” izlemektir.

Kendinizi işin altında ezilmiş, başınızı kaşıyacak vakti olmayan birisi gibi mi görüyorsunuz ?

İşinizde ilerlemeniz yavaşladı mı ?

Aynı işleri çok iyi yaparak ilerleyemeyeceğinizi mi anladınız yoksa !

Ne kadar sıkı çalışırsanız çalışın sonunda yapabileceğiniz saatleriniz ile sınırlıdır. Dolayısı ile yapabilecekleriniz ve yardımcı olabileceğiniz insanların sayısı sınırlıdır. Sonuçta başarınız sınırlanmış olur.

İşinizde iyi iseniz insanlar sizden daha fazlasını ister. Sonuçta yükünüz ve gerginliğiniz artar, yetişemeyince de mutluluğunuz artmaz. Diğer yandan bu durumun iyi yanı da var. Eğer bu sınırları kaldırabilirseniz büyük bir başarıya ulaşabilirsiniz.

Sınırları kaldırabilme, probleminin çözümü delege etmeyi öğrenmek ile başlar, sizden istenenleri başarı için organize edilmiş bir ekibe devredebilmeyi tamamlamadan sizin de işinizde çok ilerlemeniz mümkün olmayacaktır.

İnsanlar niçin delege etmez ?

İşlerinizi doğru biçimde delege edebilmeniz için delege etmekten kaçınıyor olmanın bir numaralı sebebini düşünmeniz gerekir.

Çoğu kişi ön hazırlık için harcanacak zaman ve enerjiden kaçındığı için delege etmez.

Örneğin tasarımını yaptığınız bir ürünün broşürünü siz mi daha iyi ve hızlı hazırlarsınız yoksa şirketinizde çalışan başka birisi mi ?

İçini dışını bildiğiniz, rüyanızda bile gördüğünüz bir ürünü kim sizden daha iyi anlatabilir ki ! Üstelik bunu yapıyor olmaktan zevk de alıyor olabilirsiniz. Asıl soru sizin için eğlenceli olup olmayacağı değil, bunun zamanınızı kullanmanın en iyi yolu olup olmadığıdır.

İlk bakışta işi yapmak bir başkasına arkasındaki stratejiyi anlatmaktan daha kolay gözükse de bir başkasına delege etmek için 2 iki iyi sebebiniz var :

1. Eğer o ürünü en iyi anlatabilecek kişi sizseniz muhtemelen etkin bir pazarlama stratejisini oluşturmak, yeni fikirler üretmek için de en ugun kişi sizsiniz. Başka ve katma değeri düşük işler ile zamanınızı harcadığınızda işinizi büyütmeniz zora girecektir.

2. İşleri delege ederek, başkalarını işe dahil ederek onların yeteneklerini geliştirmelerini sağlayacaksınız. Bir sonraki sefer benzer bir konu ile karşılaştıklarında hazır kuvvetlere sahip olmuş olacak ve ikinci kez için daha da az zaman harcamış olacaksınız.

Delege ediyor olmak hem sizin zamanı daha iyi kullanmanızı sağlayacak hem de ekibinizin yetişmesini destekleyecektir.

Ne zaman delege etmelisiniz

Delege etmek hem edene hem de işi üstlenen kişiye yararlı olur, ancak her şey delege edilmez. Delege edip etmemeye bu beş soruyu kendinize sorarak karar verebilirsiniz :

- İşi yapabilecek yetkinlikte birisi var mı ? Bu iş başkası tarafından yapılabilir mi yoksa mutlaka siz mi yapmalısınız ?

- Bu iş bir başkasının yeteneklerini geliştirmesine yardımcı olabilir mi ?

- Bu iş veya benzeri ileride tekrarlanacak mı ?

- Delege edebilmek için zamanınız var mı ? İşi alan kişinin eğitimi, izleme ve bir hata durumunda yeniden üzerinde çalışabilmek için …

- Bu iş delege edilmesi gereken bir şey mi yoksa sizin içinde olmanız mutlaka gerekiyor mu ?

Düşünmeniz gereken konu topun yere düşüp düşmeyeceği. Eğer delege ettiğiniz iş beklediğiniz gibi sonuçlanmaz ise toparlamanız mümkün mü ? Başarısızlık halinde kayıp önemli mi ?

Eğer sonuçlar sizi çok hırpalamayacak ise delege etmeniz yararlı olacaktır.

Kime delege etmelisiniz ?

Kim olduğunu seçerken 5 noktaya dikkat edilmeli :

- Tecrübe, yetenek ve işe yaklaşım

- Sizin ne kadar zaman ayırmak zorunda kalacağınız …

- Kişi ne kadar bağımsız çalışabiliyor

- İlgi alanı ve kendi geleceği için ne düşünüyor

- Mevcut iş yükü

Bir işi delege ettiğiniz zaman muhtemelen sizin yapacağınızdan daha uzun sürecektir, ilk başlangıçta bu normaldir. Sabırlı olmalısınız, öğrenme sürecine katlanmalısınız. Bunun karşılığını ileride kazanacağınız zaman ile alıyor olacaksınız.

Nasıl delege etmelisiniz ?

- İstediğiniz sonucu net olarak tanımlamalısınız.

- Sınırları ve kısıtları, neyin olmaması gerektiğini anlatmalısınız.

- Nasıl bir kişiye delege ediyorsunuz, bunu bilerek süreci planlamalısınız.

1. Her şeyi soruyor mu ?

2. Ne yapabileceğini öneriyor ve yapıyor mu ?

3. Yapıyor ve sonra raporluyor ?

4. Yapmaya başlıyor ve periyodik olarak raporluyor ?

- Mümkün olan her durumda işi yüklenecek kişiler ile konuşarak, neleri üstlenebileceklerini karşılıklı anlaşarak işlerinizi delege etmelisiniz.

- Devredeceğiniz sorumluluk ve yetki konusunda sınırları belirlemelisiniz. Bazı sorumlulukları devredebilirsiniz ancak yetki konusunda daha kısıtlı davranmalısınız.

- İşe (olay yerine) en yakın kişiye delege etmeye çalışın, yukarı çıktıkça işten uzaklaşırsınız.

- Yeterli desteği vermeli, soruları cevaplamaya hazır olmalısınız. Sürecin başarısı desteğinize ve delege edilen kişinin ulaşabileceği kaynaklara bağlıdır.

2015_umut

Bu cümle Cem Adrian’ın “Artık Bitti” isimli şarkısından.

Yıl sonlarında kötü olayları geride bırakma telaşı başlar, açık hesaplar kapatılmak istenir. Belki de yılın en çok sayıda terk edişi bu dönemde gerçekleşiyordur.

Yaralarınızın üzerine biraz umut sürebilmenizi diliyorum, bir derdiniz yok ve sizde umut fazlası var ise bunu etrafınıza dağıtırsanız sevinecek insanlar olacaktır. Hepinize güzel bir yıl dilerim.

 

 

Tags:

 tedavi

Şirketlerde türlü türlü analizler, tablolar yapılır. Her kademede olan yöneticiler kendileri ile ilgili raporlara bakar, bazen bu raporlar garip sonuçlar gösterir, sebepleri araştırılır … bu böyle sürer gider.

Ben bu tablolarda yer almayan bir konuya değinmek istiyorum. Konuya bir soru ile başlayalım.

Eğer brüt karlılığı % 10 olan bir şirket 1 lira kaybederse yerine koymak için ne kadar çaba sarf etmelidir ?

Yüzde 10 bazıları için büyük bazıları için küçük bir oran olabilir, hesap kolaylığı için ben bu değeri seçtim. Herkes bu hikayeyi kendi değerleri ile düşünmelidir.

1. Herşey sabit duruyor ise 1 lira kazanmak için 10 TL ek satış yapılmalıdır.

2. Ek satış, ek satınalma, ek borçlanma ve ek alacaklanma anlamına gelir.

3. Şirketin içinden geçen stok artar, hareketler artar. Bu artış tahmin edebileceğiniz gibi bazı masrafları arttırır.

4. Tedarikçilerimizden daha fazla alım yaptığımız için borcumuz artar.

5. Daha fazla satış yapmak durumunda olacağımız için alacaklarımız ve riskimiz artar. Bunun üstüne bu ek satışı yapabilmek için satış çabamız da artacaktır.

6. Bu artışlar bizi hedeflediğimiz o 1 TL kazançtan uzaklaştırıyor olabilir.

Keşke o 1 TL kaybedilmeseydi …

Peki bu 1 TL nasıl kaybediliyor olabilir ?

- Kullanılamayan duruma düşen stoklar.

- Geç teslimat, bunu takip eden fazla navlun, cezalar ve hatta müşteri kaybı.

- Üretim içi verimsizlikler dolayısı ile hedeflenen seviyede ürünü üretemiyor olmak.

- Hatalı satınalma kararları.

- Hatalı ürün tercihleri veya satılmayacak nesnelerin fazla üretimi.

- İnsan hataları.

- Herhangi bir noktada gereğinden fazla kaynak kullanımı.

Say say bitmez …

Peki su kaçıran şirket sisteminin içine daha fazla su pompalayarak bu sorunları giderebilir mi ?

Yoksa bir yandan israfın eliminasyonu için çalışmalar başlamalı diğer yandan şirketin rekabet stratejisi gözden mi geçirilmeli … ve bunlar nasıl yapılmalı ?

Düşüncelerinizi bekliyorum …

Tags:

Girişimciler İçin … Bir Yenilik Nasıl Yayılır, Hangileri Yaygınlaşır ? …

tal

Konuşma konusu hakkında :

- Yenilik nasıl yaygınlaşır, yeni bir fikir, yeni bir ürün nasıl daha büyük kitlelere ulaşır ?
- Her yeni ürün yaygınlaşmaz, çoğu biz onları duymadan pazardan çekilir, yok olur. Bunun sebebi yolun üzerinde bulunan çukuru geçememeleridir. Peki çukur nerede ve nasıl aşılabilir ?
- Teknolojik ürünlerin, önceden rastlanmamış fikirlerin veya o ürüne çok uzak duran topluluklarda yaygınlaşmanın adımlarını, algoritmanın adımlarını örnekleri ile izleyeceksiniz.

Bu konu kimler için ilginç :

- İş kurmak isteyen, yeni bir konuda girişimde bulunmak isteyenler
- Teknik alanlarda yöneticilik yapanlar
- İç girişimciler, şirketlerinde yeniliklerin öncülüğünü yapmak isteyenler
- Pazarlama ve stratejik planlama konularında çalışanlar

Yer : Atatürk Kongre Merkezi

 

 

Tags:

universite_turu

Aralık ayında 3 üniversite’de “Teknolojik Ürünlerde Yenilik Nasıl Yaygınlaşır” ve 1 üniversitemizde de “Mavi Okyanus Stratejisi” konularını işleyeceğim. Bilgileri aşağıda paylaşıyorum.

Girişimciler İçin … Bir Yenilik Nasıl Yayılır, Hangileri Yaygınlaşır ?
2 – 4 – 15 Aralık tarihlerinde TÜGEM Etkinliği

 

tal

Konuşma konusu hakkında :

- Yenilik nasıl yaygınlaşır, yeni bir fikir, yeni bir ürün nasıl daha büyük kitlelere ulaşır ?
- Her yeni ürün yaygınlaşmaz, çoğu biz onları duymadan pazardan çekilir, yok olur. Bunun sebebi yolun üzerinde bulunan çukuru geçememeleridir. Peki çukur nerede ve nasıl aşılabilir ?
- Teknolojik ürünlerin, önceden rastlanmamış fikirlerin veya o ürüne çok uzak duran topluluklarda yaygınlaşmanın adımlarını, algoritmanın adımlarını örnekleri ile izleyeceksiniz.

Bu konu kimler için ilginç :

- İş kurmak isteyen, yeni bir konuda girişimde bulunmak isteyenler
- Teknik alanlarda yöneticilik yapanlar
- İç girişimciler, şirketlerinde yeniliklerin öncülüğünü yapmak isteyenler
- Pazarlama ve stratejik planlama konularında çalışanlar

 

Mavi Okyanus Stratejisi – 5 Aralık tarihinde Marmara Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Günleri – Göztepe / İstanbul, MieS – EMG Etkinliği

 

mavi_kirmizi_okyanus

 

Konuşma konusu hakkında :

- Mavi Okyanus Stratejisi adım adım izlenebilecek bir algoritmaya sahiptir
- Örnekler ile algoritmanın adımları nasıl uygulanır ?
- Keşfedildiği düşünülen Mavi Okyanus’un gerçek olup olmadığı nasıl anlaşılır ?

Bu konu kimler için ilginç :

- Girişim fikrini test etmek isteyenler
- Pazarlama konusunda algoritmalara ilgi duyanlar
- Stratejik Planlama veya Pazarlama konularında çalışmak isteyenler

engaged

Gallup State of the Global Workplace raporuna göre çalışanların sadece % 13′ü şirketlerine bağlı ve kendi gelecekleri ile şirketlerinin geleceklerini aynı eksende görüyor.

Demek oluyor ki geriye kalan % 87′si böyle hissetmiyor veya düşünmüyor.

Amerika bağlılık ile çalışanların en çok olduğu ülke, % 30 ile başı çekiyormuş, diğerleri onu takip ediyor.

Şirketlerine bağlı olanlar işe gönüllerini koyanlar, biraz daha fazlası için uğraşanlar. Şirketleri ileriye götüren işte bu insanlar, ne kadar fazla olurlar ise o kadar iyi elbette.
Bağlı olmak veya olmamak konusunda 3 tip çalışan tarif ediliyor.

1. Bağlı Olanlar (Engaged) : Şirketlerinin geleceğini kendilerinin geleceğinden ayırmadan, gönülden çalışanlar. Şirketlerin ilerlemesi bu insanlara bağlı.

2. Bağlı Olmayanlar (Not Engaged) : Gelip giden, zamanlarını işte harcayan ama enerjilerini kullanmayan, tutkulu olamayan uyur-gezer çalışanlar.

3. Aktif Olarak Bağlı Olmayanlar (Actively Disengaged) : Sadece mutsuz olmayıp bir de bunu başkalarına yaymaya çalışan, çalışma zamanını iş yapanların yaptıklarını baltalamaya, altını kazmaya harcayanlar.

Ben iş hayatımda bu türlerin hepsini gördüm, muhtemelen hepiniz görmüşsünüzdür ve tahmin edeceğiniz gibi en tehlikelisi 3′üncü grupta olanlar.

Müşterileri firmanıza küstürenler, yöneticilerinin zamanını ve moralini yok edenler, başarılı insanların yaptıklarını değersiz hale getirmeye çalışanlar bunlar oluyor.

Bağlı olmayanlar grubu (2 numaralı grup) muhtemelen en büyük ve harekete geçirilmesi gereken grup fakat teşhis edilmeleri kolay değil. Tavırları düşmanca olmadığı, sadece yemek saati ile işten çıkış saatini sakince bekledikleri ve bu bu arada işleri kendi tempolarında yaptıkları için ilk anda tam emin olamayabilirsiniz. Bu grup “şirketlerinin tüzel kişiliğinin” kendilerini koruduğuna, kendi istedikleri kadar orada bulunabileceklerine, kendilerinin şirket için saçlarını süpürge ettiklerine inanır. Ancak müşteriler, verimlilik, kalite, karlılık gibi ayrıntılar pek umurlarında olmaz. Neden biliyor musunuz ? Çünkü bunlar şirketin sorunudur, onların değil !

Aslında bu işlerde çok bilimsel olmaya gerek yok. Eğer gönülden çalışanları ayırt edebiliyor iseniz geriye kalanlar ya 2 ya da 3 numaralı grubun bir üyesidir.

Şirketlerin geleceği bağlılıkla çalışan insanlara bağlı ise demek ki bağlılığı arttırmak şirketler için önemli, bunu stratejik planlarına dahil etmeliler, tabii eğer var ise !

Aynı cümlede “bağlı” kelimesini 3 kez kullandığım için özür dilerim ama fena da durmuyor.

İlk grubu büyütmek, geliştirmek ve diğer grupların nüfusunu azaltmak Stratejik Plan içinde yer almalı çünkü aşağıdakileri doğrudan etkiliyor …

* Karlılık
* Müşteri Memnuniyeti
* Verimlilik
* Çalışan Değişim Oranı
* Güvenlik ve Huzur
* Devamsızlık
* Kusur Sayısı / Miktarı

Çoğu şirkette üst yöneticiler kendi altında yer alan yöneticileri ekiplerini yönetemiyor olmak ile suçlar, bunu doğrudan söyler veya söylemez ancak buna inananlar bence çoğunluktur. Şimdi öğreniyoruz ki meğersem o yöneticilerin de % 87′si veya iyi ihtimalle % 70′i ilk grup dışında yer alıyor olabilir … Vay canına, eğer bu doğru ise gerisini düşünmek bile gereksiz.
Diyebilirsiniz ki hayır, bağlı olmayanların orantısı yönetici grup içinde daha azdır … Olabilir elbette, hatta umarım öyledir.

Peki siz ne düşünüyorsunuz ?

Tags:

Sunum_KASIM

 

Hatırlanacak sunumlar yapmak ister misiniz ?

Bir sunumun kariyerinizi değiştirebileceğini biliyor musunuz ?

Yapılan bir araştırmaya göre sunumları dinleyen kişiler sunum yapanların % 13′ünü beğenmiş ancak sunum yapanların % 87′si kendilerinin çok iyi sunum yaptığını söylemiş … siz hangi taraftasınız ?

Evet, bir sunum kariyerinizi değiştirebilir. Eğer başarısız bir sunum yaparsanız muhtemelen size daha önemli bir konuda sunum görevi verilmeyecek, sizin yerinize başkası ilerleyecektir. Başarılı bir sunum yaparsanız ise muhtemelen bulunduğunuz görevden daha yükseklere doğru çıkabileceksiniz.  İşte bu yüzden başarısızlık ihtimalini yok etmelisiniz.

Başarısız bir sunum yaparsanız tek kaybeden siz değilsiniz …

Eğer bir şirket çalışanı iseniz şirketiniz bundan etkilenir. Sunum müşterilere, tedarikçilere veya yatırımcılara yapıldı ise şirket hakkında pozitif bir düşünce oluşmayacaktır. Sunum çalışanlara, şirket içine yapıldı ise kaybolan zaman, motivasyonunu kaybeden çalışanlar, hedefine gidemeyen projeler olarak geri dönüş olur.

VASAT olmak istiyorsanız o sizin bileceğiniz bir iş …

Evet, topluluk önünde olmak ürkütücüdür, insanların %75′inde bu korku ilk sırada yer alır. Ancak buna rağmen başarılı olup olmamak sizin elinizde. Doğru teknikleri nasıl kullanacağınızı bilirseniz sonuç sizin lehinize olacaktır.

Yükselmek isteyen bütün profesyoneller, iş sahipleri, girişimciler, akademisyenler, satış ve pazarlama çalışanları … Az veya çok sayıda sunum yapacaksınız. Örneğin ben 700′den fazla sunum yapmış birisiyim ve hala daha öğrenmekte olduğumu düşünüyorum. Ancak en önemlisi başlamaktır, sadece başlayanlar ilerler diğerleri ise ilerleyenleri konuşur.

Bu seminerde izleyeceğiniz 9 adımlık yol sizi başarı potasına sokacaktır. İşte bu yüzden katılmalısınız.

Seminerim hem işin tekniğini hem uygulamasını içeriyor. Sunumu nasıl hazırlayacağınızı, sesinizi ve vücudunuzu nasıl kullanacağınızı hem izleyerek hem de yaparak öğreneceksiniz.

Seminerden ayrılırken ulaşmış olacağınız noktanın çok tatmin edici olduğunu göreceksiniz

Kimler katılmalı ?

Topluluk önünde konuşmak eğlenceli bir şeydir, sadece nasıl yapılacağını bilmeniz gerekiyor.

Eğer sahneye çıktığınızda performansınızın takdir edilmesini istiyorsanız sizi bu seminere bekliyorum.

Sunum yapmak veya topluluk önünde konuşmak durumunda olan veya isteyen herkes katılabilir. Profesyoneller, iş sahipleri, yöneticiler, yönetici adayları, akademisyenler, girişimciler, öğrenciler … Sahnede herkese yerimiz var.

Hazırlayan ve Sunan : Cengiz Pak

Tarih : 8 Kasım 2014

Yer : Pendik / GreenPark Oteli (Sahilde)

Yemek ve İkram : Açık büfe öğlen yemeği ve ara ikramlar

Sertifika : Katılım Sertifikası

Saat : 9:30 – 16:30

Katılım Ücreti : 245 TL + KDV

Hesap Numarası
Türkiye Ekonomi Bankası (TEB): TR570003200004200000097043
Hesap İsmi : Temel Teknoloji Yazılım ve Danışmanlık – Cengiz Pak

Kayıt İçin : (216) 360 65 60 / cansu@temelteknoloji.com.tr

Bu seminerin ücretini kredi kartınız ile ödeyebilirsiniz, form için tıklayın .

Eğer Bonus kartınız var ise 6 taksit imkanınız da var, diğer kartlar ile “tek çekim” şeklinde ödeyebilirsiniz. Formu doldurarak Cansu Hanım’a iletiniz.


İşim gereği bir çok şirket ile çeşitli seviyelerde ilişkim oluyor. Bu ilişki bazen sahibi,  bazen genel müdür veya diğer yöneticiler ile, bazen de üretim, bakım operatörleri, depo görevlileri ile oluyor.

Bir çok iyi veya kötü olayı onlar ile beraber yaşıyorum, çok sayıda başarılı kişi ile karşılaştığım gibi bazen de başarısız olmuş veya olmak üzere olan çalışanla yolum kesişiyor.  Ancak şimdi bunlardan bahsetmek istemiyorum.

Bir şirketin en az bildiğim yeri ise “yönetim kurulu”.

Ben yönetim kurulları konusunda uzman sayılmam, hiç yönetim kurulu üyesi olmadım olacağımı da sanmıyorum.  Bu yüzden içeride ne konuşulduğunu bilmiyorum.

Bazen tanıdıklarıma soruyorum neler konuşuyorsunuz diye ?…  bana gülümseyerek boşver diyorlar.

Ben de boşveriyorum.

Kendi işinizi kurmayı düşünüyorsanız önce kendinize karşı dürüst olarak aşağıda bulunan listeyi gözden geçirmenizi öneririm. Her ne kadar bu özellikler başarısız olmanızı garanti etmiyor ise de işinizin zor olabileceğini işaret ederler. Ancak kendilerinin farkında olanların çalışarak bu özellikleri pozitif yönde değiştirebileceklerini de varsaymak gerekir.

1. Karar vermekte güçlük çeken, kararsız birisi misiniz ?

Eğer aklınızdan kendi işinizi kurmak geçiyor ise önce karar verebilmeyi, onu hayata geçirmeyi ve sonuçları ile yaşamayı içinize sindirmelisiniz. Karar vermek için her şeyin tam olmasını, hiç bir risk unsurunun kalmayacağı zamanı bekleyen birisi iseniz fırsatları da kaçıracağınız kesin.

Zaten sıfır risk diye bir şey de yoktur.

2. Sorumluluk almıyorsanız

Eğer her şeye bir bahane bularak başınıza gelenleri açıklıyor, olayların içinde kendi payınızı görmüyor iseniz serbest çalışmak size göre değildir.

Bir iş sahibi baştan sona “sorumluluk alan”, bahane üretmeyen ama çare üreten birisi olmalıdır.

Müşteri şikayetleri olduğunda elemanlarınızı veya başka şeyleri bahane edecek iseniz bir daha, hata iki kez daha düşünmelisiniz.

3. Sizi tek motive eden şey para ise …

Kuracağınız iş belki sizi çok zengin edecek belki de çok para kaybettirecek. Ancak süreç muhtemelen uzun olacak ve ilk başta başınızdan aşağı para yağmayacaktır. Bu dönemi geçebilmeniz için yüksek motivasyona sahip olmalısınız ve tek motivasyon kaynağınız para ise kısa sürede havlu atmanız olası … Niçin kendi işinizi kurmak istediğinizi bir daha düşünün, ilk başta “para” geliyor ise güçlükleri aşabilmeniz mümkün olmayabilir.

4. Uçlarda gezer misiniz

Eğer bazen moraliniz çöküyor bazen ise aşırı iyimser oluyorsanız şansınız açık olsun. Her kötü olayda moraliniz dibe iniyor ise işinizi sağlıklı sürdürebilmeniz çok mümkün değildir.

Aşırı uçlarda gezindiğiniz zaman yanınızda çalışanlar veya bu dönemlerde karşılaştığınız müşterileriniz, tedarikçileriniz size olan güvenlerini kaybedebilirler.

5. Kronik olarak dağınık birisi iseniz

Eğer hem dağınık hem de aradığını bulamayan birisi iseniz (bazıları dağınıktır ama aradıklarını bulurlar), faturalarınızı ödemeyi unutuyor iseniz, dağınıklık sizi rahatsız etmiyor ise bunlar işinizi baltalayabilir.

Tam tersi olarak düzen hastası iseniz de işiniz zordur. Bu seferde dayanılmaz bir patron olup iş yapmak yerine ortalığı toplamak ile ömrünüzü geçiriyor olabilirsiniz.

En iyisi yapılması gerekeni verimli bir şekilde yapabiliyor olmaktır.

6. Başladığınız işleri bitirmeyenlerden misiniz …

Eğer başladığınız işleri tamamlama konusunda problemleriniz var ise paranızı ve zamanınızı başka konularda harcayın, iş kurmak size uygun olmayabilir.

Kendinizi fikir adamı gibi görüyor iseniz, iş fikirleri etrafınızda uçuşuyor ama siz onları hayata geçirmek için bir şeyler yapmıyor iseniz iki yolunuz var. İlki iyi bir uygulayıcı ile yola çıkmanız ikincisi ise hiç başlamamak.

7. Kendinizi ve şirketinizi iki ayrı şey olarak görüyor iseniz

Bazıları şirketlerin “tüzel kişilikleri” arkasına geçip konfor zonu yaratabileceklerini düşünür. Şirket sizin ise neyin arkasına geçip saklandığınızı bir daha düşünün.

8. Alışılmışa tutunacak iseniz

İş hayatı, tüketim alışkanlıkları, alışveriş biçimi, beklenti seviyeleri değişiyor. Eğer kendi konforunuz için değişimi görmemeyi tercih eden birisi iseniz işiniz zor demektir.

Kuracağınız iş geçmişte popüler olmuş olan belki de şimdilerde ölmekte olan bir konu ancak siz tersine inanmak istiyorsunuz. Veya herkes yapıyor ben de yapabilirim diyorsanız kıyasıya rekabete hazır olun.

Değişimi kendi lehinize kullanmayı, öğrenmeye açık olmayı ön plana almamak size pahalıya mal olabilir.

9. Limitsiz yaşamak için mi iş kurmak istiyorsunuz …

Tamamen hür, istediğiniz zaman istediğiniz işi yapabilmek, istediğiniz saatlerde çalışabilmek için mi kendi işinizi kurmak istiyorsunuz. Keşke böyle bir şey mümkün olsa !

İş hayatı seçtiğiniz konuya göre bir disiplin içinde gerçekleşir, aksini düşünmeniz serbest, elbette kendi paranızla.

10. Sözünüzde durur musunuz …

Dürüstlük esas, konular değişir, her şey değişir ama bu kural değişmez.

Söz verip unutamazsınız, müşterinize bana ne diyemezsiniz, garanti verip sırtınızı dönemezsiniz …

Bunları yaparsanız işiniz olmaz, iş sahibi olamazsınız …

11. Bir desteğiniz var mı ?

İş sahibi olmak zordur. Aileniz, arkadaşlarınız yapacağınız işe karşı olabilirler, ekonomi zaten arkanızda olmayabilir. Bu durumda iç direncinizi, niçin bu işi yapmak istediğinizi ve tamamlama enerjinizi gözden geçirmelisiniz.

Desteği olanlar daha kolay mesafe alacaktır, kendi başına olanlar ise sadece kendilerine iki kat güvenmek zorundalar, çünkü hem işi yapacak hem de etrafının negatif tavırları ile uğraşacaklar.

12. Ben çok iyi yaparım, herkes bayılacak ve hemen alacak

Dünya sizin gibiler ile dolu. İlk sormanız gereken soru şu : Niçin benden alsınlar ?

Eğer bu soruya çok hızlı cevap veriyor iseniz bir de şunu denemelisiniz : Niçin benden almayıp diğerlerinden alsınlar ?

Bu dünyada çok iyi, çok güzel olanın çok tercih edileceği diye bir şey yoktur. Böyle bir inancınız var ise önce bunu gözden geçirmelisiniz. Önce pazarlama ve satış aksiyonlarını düşünmelisiniz, üretim ise ikinci aşamanın konusudur.

Eğer şu anda kendinize ait bir işiniz var ve yukarıda listelediklerimden bir kaçı size uyuyor ise dikkat. Hemen onları iyileştirmelisiniz.

 

kaybolanlar

Çok büyük bir banka, belki ülkemizin en büyüğü, benim gibi emeklilerin çoğunlukla maaşlarını aldıkları yer.

Hikayemiz benim emekli maaşımı bir süre çekmediğim için paranın SGK tarafından geri çekilmesi ile başlıyor. SGK, paranızı çekmez iseniz ölmüştür bu herhalde diye parayı geri çekebiliyormuş. Neyse ki fazla zor olmayan bir işlem sonucu onlar kendi taraflarını hallettiler. Şimdi gelelim paranın bankadan nasıl çıkacağına …

Efendim benim hesabı açtığım şube ile bana yakın olan şubeler farklı … Bankalar ile hiç muhatap olmayan birisi olarak bunun ne demek olduğunu bilmiyorum ama öğreneceğim. SGK’dan bana git o bankanın herhangi bir şubesine paranı çek dediler, bende en yakın olana gittim.

- Bana SGK’dan para geldi mi ?

Gişe görevlisi uzun uzun ekranına baktı sonunda bana “Evet” dedi.

- Çekebilir miyim ?

- Hayır

- Niye ?

- Hesabınız başka şube’de oraya gidip çekeceksiniz.

( Bu arada ben bir emekliyim, yaşça onlardan büyüğüm … hatırlatırım. Beni itekleyeceklerine yardımcı olmaları gerekmiyor mu ? Aaaa sen uzaydan mı geldin, burada işler böyle yürür bilmiyormusun … diyorsanız elbette biliyorum. Ama artık canım çok sıkıldığı için bilmek istemiyorum)

- Burası o banka değil mi ?

- Paramız yok

( Bu arada gişe görevlisi arkasını dönüp orada bulunan bir hanım! ile konuşup ne yapacağını soruyor. Hanım! ona para filan verme diyor. Bu arada “o” benim …)

- Hiç mi yok ?

Hanım! oradan lafa atlıyor … ver 1000 lira. Sinirlenmiyorum, severim sadaka almayı !

- Şu andan itibaren konumuz para değil, siz bana kaç para verebileceğinizi söyler misiniz ?

(Bu arada gişe memurunun yüzünden parası olduğunu anlıyorum)

- Ama 41 TL masraf çıkar

- Olsun, sen ver

- 5000 vereyim (vermesi gerekenin 1/3′ü)

- Peki 5000 ver

Şimdi ikinci tur başlıyor …

- Benim burada bir de OGS hesabım var, bağlı olduğu kredi kartının süresi dolacak, gelmişken onu değiştireyim (yanımda kart yok ama numarası var)

- Bakayım

- Aaaaa kartı görmeliyim

- Senin bilgisayarın kartı görmeden işlem yapabiliyor (telefondan güncellenebiliyor), siz önünüzdeki ekrandan kartın bana ait olduğunu göremiyor musunuz ?

- Olmaz, yapamam …

Bundan sonrası şöyle olacak.

1. Ben yarın OGS’yi iptal edip başka bir bankadan HGS alacağım.

2. Emekli maaşımı o bankadan başka bankaya aktaracağım.

SGK’ya tavsiyem ise çalıştığı bankayı değiştirmesi çünkü bunlar onlar kadar hızlı ve işe hakim değil.

Bankaya ise bir önerim yok. Kazanmak için harcayacakları para kaybettiklerinden fazla olacaktır. Doğanın kanunu bu birileri gidecek başka birileri gelecek.

Şimdi diyeceksiniz ki kimin umurunda !

Olmasın ne fark eder. Grand Canyon nasıl oluştu bilmem biliyor musunuz ?

Hiç bir şirket müşterilerinden ve onu şekillendiren pazar koşullarından daha güçlü değildir. Şirketler, travma yaşamaya uzun bir sürecin sonunda başlar. Bunun sebebi kütlelerinde birikmiş enerji, yavaşlama yavaş olacağı için fark ettiklerinde zaten durum “game over” şeklinde tezahür eder  … emin olabilirsiniz. Sonra suçu “konjonktüre” bağlayıp devletin kapısını bana yardım et diye aşındırırlar.

İşte bu da benim umurumda değil.

 

 

Tags:

danismanligin_zirvesi

Evet, hepimiz için çok karlı bir iş buldum.

Bence memleketin en az yarısı dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir kişi veya şirkete danışmanlık yapmalıdır. Bu sayede geriye kalan yarısı işine gücüne bakarak ülkemizi daha rekabetçi ve zengin bir ülke yapabilir.

Bu sonuca nasıl mı ulaştım ?

Bakın çevrenize, her şeyi bilen, her konuda fikir beyan eden, bu da ne ki veya böyle olduğu için söyle oldu … olmasaydı olmazdı gibi içi cevher dolu cümleler söylemeyen kaç kişi var. Geçen gün televizyonda Rıdvan Dilmen’in dediği gibi adam gol atıyor kimse maşallah demiyor, kimse amma güzel attı demiyor da bak sen mantar kaleciye nasılda yedi golü diyor … cümlesinde olduğu gibi takdir yok ama hep eleştiri var, hep negatif ve bilgi dolu cümleler.

Adam facebook’ta köfte tanıtmaya çalışıyor … gelen yorumlar şöyle :

- Ben bir pirzola yaparım parmaklarınızı yersiniz

- Bilmem nerede olan köfteciyi denediniz mi ?

- Köfteyi ikiye kesmişsiniz öööö

- Kullandığınız et helal mi ?

Yahu arkadaş bu ne derin bilgi, ne ince bir zevk …

Bir başkası blog yazan bir uzman. Yüzlerce yazı yazmış ve kendisine gelen soruların hepsine cevap veriyor. Ancak cevabı alanların % 5′i teşekkür dahi etmiyor.

Diğeri belki de ülkemizde 20 adet olan uzmanlardan birisi. Adam yıllarını vermiş, ondan bahsederken şöyle deniyor … 3-5 şey biliyor, meşhur oldu gitti.

Sen niye olmadın ? Olabilirdin de istemediğin için mi olmadın.

Sen niye o köfteyi yapmaya çalışmadın ? Zaten çok iyi yaparsın da bizim moralimiz bozulmasın diye mi yapmadın.

Sana niye soru sorulmuyor da ona soruluyor ? …

Boş işler bunlar, bu topraklardan niçin marka çıkmıyor diye ise düşünmeye hiç gerek yok. Çünkü yaratıcılık ve başarı takdir edilmez ise yetenekler kaybolur, karanlığa gömülür.

Bu marka yaratma işine benim bir önerim var. Bir gün bu iş yapılmak zorunda kalındığında beni hatırlamayacağınızı ve şimdi söyleyeceklerimi zaten biliyor ! olduğunuzu bile bile söyleyeceğim.

Bir şehir yaratalım, içine eline sağlık, evet çok güzel, tebrik ederim diyebilen yabancı ve yerli (çoğunluğu yabancı olursa iyi olur) insanları dolduralım, ev verelim, iş verelim. Sonra marka fikri olanları oraya gönderelim ve orada çalışmalarını isteyelim. Bence 100 yılda yapamadığımızı 5 yılda yaparız.